31 Ocak 2008 Perşembe
biravetavla
Gönderen
çii
zaman:
1/31/2008 09:08:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: gezgin
30 Ocak 2008 Çarşamba
a
dört kişi düşmüş ya sınıftan, iyi oldu ama daha eğlenceli olacak yeni gelenlerle... uğur'un sınav kağıdı bulunamamış ya, düştü sayılıyo, öğrenince isyan eder, eğer o sınıfta kalırsa kunter düşer... uğur düşsün be sıkıldım onunla oturmaktan, değiştirmek istiyorum da çok benimsedim orayı başka bi yere oturunca rahat edemiyorum, ama tarihlerde sami'yle yer değiştirsem iyi olcak... bizim karaali birinci olmuş ya, amacına ulaştı sonunda, geçti herkesi... tuğçe üçüncü olmuş, birinci o olur diye bekliyodum, fazla gezmişiz biz anlaşılan... ama sınavın süprizleri ipek ve ege...
kış bitene kadar kestirmiym ben saçlarımı ya, gene hoşuma gitmeye başladılar zaten erşah'tan da kaptım iltifadı...
Gönderen
çii
zaman:
1/30/2008 10:48:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: aklımdan geçenler
27 Ocak 2008 Pazar
beni gerçekten tanıyan insanlar
içim bi buruk oldu... ama gerçekten öyle, bir de öykü vardı o da bir zamanlar mimiklerimden ne düşündüğümü anlayabiliyordu, çözmüştü beni...
beni nasıl tanıyorsun diye sormadım ama kafamı kurcalamadığını söyleyemem... liseye başladığım ilk yıl gece yarısı yatak sohbetlerinin en popüler sorusu "benim hakkımda ne düşünüyorsun" olduğundan ayrı bi gıcık olurum bu tip sorulara, aklıma bir şey gelmezdi ya da kırmim şimdi kızı deyip atardım bir şeyler, hem korkardım da hakkımda istemediğim şeyler söyleyecekler diye, o dönemde sessiz sakin bi kız olduğumdan insani ilişkilerim pek iyi değildi...
şimdi sorulan insanlara bağlı olarak değişik tariflerim olabileceğini söyleyebilirim... sessiz, sakin, dağınık, umursamaz, eğlenceli, soğuk kanlı, orjinal, silik, sıkıcı, çatlak, deli, ayyaş, çalışkan, vasat, konuşkan, gezenti, uslu, kararsız gibi sıfatlar farklı insanlarca yakıştırılabilir...
evet, galiba onlar beni gerçekten tanıyan ender insanlar, hatta bu sıfatların bazılarını kazanmamı sağlayanlar... beni tanıyorlar çünkü tüm bu sıfatları bende birleştirebiliyorlar... ve biliyorum ki ileride onlarsız yeni sıfatlar kazansam bile, onlar yinede beni tanıyan ender insanlardan olacaklar...
galiba insanların beni tanıyabilmesi için benimle yaşamaları gerekiyor, yoksa kendimi anlatma konusunda pek başarılı sayılmam... ve sanırım şu beni gerçekten tanıyan insanlara bir üçüncüsü, öykü'yü de sayarsak bi dördüncüsü eklenecek yakında, ne kadar benimle yaşamasa da hakkımda şimdiden gereğinden fazla şey biliyor ama kaldıramaz diye korkuyorum yinede...
Gönderen
çii
zaman:
1/27/2008 01:13:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: 9, arkadaşlık, karamel, koyu yeşil, yawru
25 Ocak 2008 Cuma
bu hafta
Tatile girdik sanırım… insan öğrenci olmayınca tatilin manasını kavrayamıyo, hep bi tatil havası vardı zaten üstümde, gerçi ben tatillerde sıkılıyorum ama neyse…
Bu hafta çok sevdiğim bi arkadaşım bendeydi… ordan oraya dolaştırdım onu amaçsız amaçsız ama eğlendik, çanakkale’yi yedi güne yaymak zor oldu, en fazla üç günde her yerine girilir çıkılır… tabi tüm bunları yaparken dersane geçen yıl ki pozisyonuna düştü benim için, bu haftanın bendeki etkisini bugün olduğum sınavda görücem bakalım… hafta boyunca gözlerimden her daim uyku aktı, benim dersanede olduğum saatler içerisinde uyuyan arkadaşım için böyle bi durum söz konusu olmadı tabi…
yeni keşifler yaptık beraber, yeni tatlar denedik, eski günleri yad ettik, yeni hayatlarımızı anlattık… o iki odalı minik apartımızda yaptıklarımızı hatırlayıp, nasıl cesaret etmişiz dedik… yeni arkadaşlarımıza anlatamadığımız anılarımızı düşündük… bol bol fotoğraf çekildik… kordonda en az yirmi tur attık… yeni insanlarla tanıştık… “başka şehirlerde içmeye” içtik… öyle işte dolu dolu bir hafta geçirdik…
Sonra o bavulunu topladı… gittiğimiz yerlerden gizlice aldığımız hatıra eşyaları paylaştık… bilet… otobüs… feribot… veda… ve gitti… feribotun kalkmasını beklemedim, ben giderken annemlerin beklemesine sinir olurdum çünkü…
Bursa’da tekrar görüşmek üzere…
Annemlerin davranışları beni çok şaşırttı asıl, soğuk davranmalarını bekliyodum o videolar yüzünden… ama kopmamış olduğumuzu görünce sevinmiş bi havada davrandılar, sevindiler yani, beni de çok şaşırttılar… videoların şoku geçmiş sanırım… iyi olmuş…
Gönderen
çii
zaman:
1/25/2008 08:57:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: arkadaşlık, karamel, rüzgarın şehri
15 Ocak 2008 Salı
çekingenlik
Bugün mp3 çalarımı geri almak için philips bayisine giderken, çekingen olmanın nedenini buldum kendimce… çok dağınık bi düşünce sistemim var sanırım, heralde ben ondan dikkat eksikliği yaşıyorum…
Bazı insanların çekingen olmasının nedeni “neyi nasıl yapacaklarını bilememeleriydi” bence… “ne diycem ki”, “nasıl sorayım”, “ya böyle böyle derse o zaman ne diycem” gibi sorular üşüşür hemen kafalarına ve bu yüzden vazgeçerler eylemden… tabi işin altında birazda güven yatıyo onu es geçemeyiz…
Hatırlıyorum da bende eskiden baya çekingendim… “nasıl sorcam” deyip vazgeçerdim, nasıl olsa sorardı biri benim yerime… ama sonradan öğrendim her şeyi, insan topluluklarına daha yakın oldukça… çekingenlerin bir sorunu da budur aslında insanlarla sağlam ilişkiler kuramazlar, kurmaya başladıklarında da benim gibi bu sıfata layık olmamaya başlarlar… biraz da “bana ne onun benim hakkımdaki düşüncesinden” fikrine sıcak bakmak gerekir aslında…
Bir de şey olur… “bi peçete istesene garsondan” dersin, hık-mık eder… sonra sen bi galeyana gelip, cesaretini vurgulaya vurgulaya istersin peçeteyi… hıh! Bunda çekinecek ne var edasında… zamanında hık-mık edende oldum cesaretini vurgulayanda ama hık-mık edenin yerinde olmak çok kötüydü, kendimi acayip ezik hissetmiştim…
Bir arkadaşımla akçay’daydık… kimseyi tanımıyorduk, nereye gideceğimizi de bilmiyorduk, bu işe bi el koymak lazımdı… bizde orada tanıdığımız tek insan olan, geçen gün dövmelerimizi yaptırdığımız dövmeci abimize nereye gidebileceğimiz konusunda danışmaya karar verdik… geldik önüne “hadi git sor” dedi bana, “eee, ne dicektim ki” adamla daha dün tanışmışız gerçi çok sıcak davranmıştı bize ama… tam giricem vazgeçiyorum, öyle salak salak gidip geliyorum işte, abide fark etti bi görünüp bi kaybolmamdan girişte bir şeyler döndüğünü… sonunda öykü daha fazla dayanamadı, bi şeyi soramadın edasıyla havalı havalı girdi içeri… abiyle çıktılar dışarı, “neden gelmedin ki” dedi bana, gülümsedim hınzır çocuklar gibi… bizi bi yere götürdü, gitti sonra… ama kendimi çok kötü hissetmiştim gerçekten, neden soramadım ki, şimdi olsa sorarım mesela, ne ki altı üstü “biz burada bir yer bilmiyoruz da, tanıdığımız tek kişide sensin sana soralım dedik, bizim gidebileceğimiz bir yer var mı burada” ne uzun oldu ya, ama şimdi olsa böyle derdim yine de…
Gönderen
çii
zaman:
1/15/2008 07:53:00 ÖS
5
yorum
Etiketler: 9
11 Ocak 2008 Cuma
napıyorum şimdilerde?
Haftanın dört günü dershaneye gidiyorum, hafta sonları çok sıkılıyorum… çoğu pazar gökçe, burcu ve gökçe’nin sevgilisi aynı zamanda benim çocukluk arkadaşım olan serhat’la buluşuyorum, artık bu buluşmalardan da sıkılmaya başladım… haftada neredeyse beş film izliyorum, evde canım çok sıkılıyo çünkü… tekrar kitap okumaya başladım…
Dershanede uğur adında bir çocuğun yanında oturuyorum, kardeşimle yaşıt, sınıfta ilk onunla tanışmıştım, öğretmenlerin sinirlerini bozacak kadar garip sorular sorma potansiyeline sahip…sınıfta üç tane uğur var… genelde sessiz bir sınıf bazen çok sıkıcı oluyor… en fazla geometri dersinde sıkılıyorum, öğretmeniyle kişisel sorunlarım var… sınıfın gruplara ayrılmış olduğunu söyleyebilirim ama hiçbirinin diğerlerine bi kastı yok… hoşlandığım çocuk önümde oturuyor, sanırım beni arkadaş olarak görüyor…zaten ben de onu ne olarak gördüğümü tam anlamdırabilmiş değilim… sınıftakilerin hepsiyle bir iki kelime etmişliğim vardır…
Öğlenleri yemeğe gökçe, burcu, özge, pınar, ben olmak üzere beş kişi çıkıyoruz… sadece burcu’yla aynı sınıftayım… her gün nereye gideceğimize karar vermek için on dakikamızı harcıyoruz… aslında her birimiz çok farklı kişiliklere ve görüşlere sahibiz, neden birlikteyiz benimde bir fikrim yok… ama onlarla serhat-gökçe bağlantısıyla tanıştım ve hayatlarında olmamdan çok memnunlar, bense yuvadan uçtu uçacak bir kuş edasındayım…
Sonra bir de edirne’den liseden bir arkadaşım var sık sık görüştüğüm… bizim eve iki dakika uzaklıkta bir yurtta kalıyor, türkçe öğretmenliği okuyor burada, pek memnun değil… Osmanlıca dersinde sorunlar yaşıyor…
Bana “çalışıyor musun” diye soruyorlar… “çalışıyorum işte görmüyor musun” diyorum… biri onları çalışmadan başardığıma inandırmış… sordum “niye böyle düşünüyosunuz” diye, tipim göstermiyomuş… “ben zekama güveniyorum” felsefesini geçen yıl denemiştim işe yaramamıştı… “ege aşığı” diyolar artık bana “ne olursa olsun gidicem o üniversiteye” dediğim için…
Gerçekten gidicem…
9 Ocak 2008 Çarşamba
hoşgeldim yazısı...
sanırım canım sıkıldıkça bir şeyleri değiştirme ihtiyacı duyuyorum, bu seferde piyango sevgili bloguma vurdu işte... iyi oldu ama hoşuma gitti burası...
aslında terkediş nedenim eski terkedişlerimle aynı... bulunma korkusu yaşıyorum, düşüncelerimin apacık ortalarda dolaşmasını sevmiyorum... "ciiyuww" üzerime yapışmış bi lakap olduğundan, ileride yapılabilecek olası keşiflerden kaçmak için terkettim orayı... "wedaw"da da öyle yapmıştım...
bir de şey yapıyorum... uzun süre bi blogda yazınca zamanla kendimi saklamaya başlıyorum, hissettiğim gibi yazamıyorum... yani bu blog son durağım olmayacak... saklanmaya başladığımda yine gitmem gerekecek...
olsun ben gitmeleri hep sevmişimdir zaten...
Gönderen
çii
zaman:
1/09/2008 05:51:00 ÖS
8
yorum
7 Ocak 2008 Pazartesi
tökezledim... (11/12/07)
Büyüdüm… daha kolay söyler oldum içimdekileri… her söylediğim şey biraz daha büyütürken beni, her söyleyemediğim şeyde tökezledim…
Öyle çok şey öğretmiştin ki bana farkında olmadan, biraz da istemeden… çünkü bende kendinden fazlasını görürdün zaman zaman, hissederdim…
Şimdi görünce ismini öylece arkadaş sıfatı içinde, duraksadım… sızladı yine kalbim geçmişin anılarından… hakkındaki depresif anılarım silinmekte olduğundan, özlüyorum zaman zaman seni… unutmamışsın beni, silmemişsin hayatından… hala arkadaşın olarak yaşıyormuşum, bunu ne sen söyledin bana, ne ben sorabildim… öyle çok söylemediğim, söyleyemediğim, sormadığın, yanlış anladığın şey olmuştu ki aramızda…
Umursamaz, sessiz bi terk edişe/terk edilişe bırakmıştım kendimi… soramamıştım, beklediğin üç kelimelik soruyu…
“neden benimle konuşmuyorsun?”
ama korkuyordum… senin, yeni düzene soktuğum hayatımı darmadağın edeceğini biliyordum… böyle bi etkin vardı üzerimde… ama seni kaybetmekte korkutuyordu beni…
sonraları senin de beni kaybetmekten korktuğunu öğrenmiştim, ama çok ilerlemişti her şey neyi duyduğunu bilmiyordum ama, yüzüme bile bakmıyordun, oturduğum banka bile gelmiyordun…
bitirmiştin beni, bitirdiğini sanmıştım… belki de bitirmişsindir, içimdeki sızı boş bir umuttur sadece…
Gönderen
çii
zaman:
1/07/2008 12:19:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: 9, arkadaşlık
yeni bir... (02/12/07)
Uçuk kaçık anılarımın en saflaştırılmış halini dinliyorlar… onların sıradanlaşmış yaşamlarında yeni bir rengim ben, ne yapacağı belli olmayan… beni gözlerinde büyütüyorlar, onların yapmaya cesaret edemediklerini yapmış olduğum için… bir zamanlar ben de çok büyütmüştüm birilerini, benim kendimi hala çocuk gibi hissedebildiğim zamanlarda yaşıyorlar…
Doğru arkadaşlar mı seçtim diye düşünüyorum bazen, ama seçmedim ki eski bir arkadaş bırakıverdi beni bu kızların arasına… ama yanlış değiller beni sevdiklerini hissedebiliyorum, ya da belki de sadece ilk hevestir bana duydukları… ilaç gibiymişim onlar için, öyle diyorlar… doğru mutlu olduğumda eğlenceli olurum ama değişkenimdir sıkıldığımda bırakıp gidebilirim bu mutluluk oyununu…
Yeni başlangıçlar korkutmuyor artık gözümü… anahtar kelime “gülümsemek”… öyle çok gülümseyen insan var ki etrafımda yine… kimi gerçek, kimi sahte, kimi yakın, kimi uzak…
ama her bir hayatın önyargılarla elenmeyecek kadar değerli olduğunu öğrenmiştim ben…
Gönderen
çii
zaman:
1/07/2008 12:17:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: arkadaşlık
can sıkıntısı (01/11/07)
Bütün gün içimde nedensiz bir can sıkıntısı taşıdım… eğlendiremedim çevremdekileri oysa onları gülümsetmeme çok alışmışlardı… dalgındım, karşılaştığım insanlara göz kırpmayı bile unuttum… konuştum, daha ciddi şeylerdi konuştuklarım, dalgaya almayı beceremedim hiçbir şeyi…
Dilime şu şarkı dolandı, hafızamdan kopup gelerek…
…sensiz yaşamaya alıştırdılar
galiba özledim…
Alıştım mı? Alıştığım her şeysiz yaşamaya… yeni kurallarıma… bir süreliğine yaşamayı kabul ettiğim yeni hayatıma… yeni ben’e…
Özledim mi? Eski özgürlüğümü… geceleri, parkımı, yarım bıraktıklarımı, kopuk arkadaşlarımı… gecenin bir yarısı çalan zilleri… çorbacıların ilk müşterisi olmayı… dilediğim gibi sarhoş olabilmeyi… büyük kapılı evlerin olduğu sokaklarda tek başıma yürümeyi… kimseye hesap vermediğim günleri…
Hem alıştım, hem özledim… bugün deniz kenarında insanları geçerek yürürken, dar kimsesiz sokaklarımı aradım… kimseyi görmek istemediğim zaman sığındığım sokaklarımı… bulamadım, yanımdaki insan bana dokunsun istemedim… ama bozmadım kafalarında şekillendirdikleri ben’i…
…sarıl bana ruhum
ne olur sar beni
çığlıklar geçti üstümden
bulutlar geçti…
Gönderen
çii
zaman:
1/07/2008 12:15:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: sıkılma üzerine
şiim (15/10/07)
Bir kız vardı… hayatıma arkadaşlığı sokmuştu, karanlık bir saatti ve yeni bir başlangıçtı… gözleri koyu yeşildi, gördükleri koyultmuş gibiydi… konuşmaya ihtiyacım var demişti, benden daha güçlüydü ve daha deneyimli…
Bir kurtarıcı gibi hissetmiştim kendimi, onu masadan kaldırırken… bir cadde boyunca yürümüştük, rahatlamıştı…
Herkesin sandığı gibi biri değildi, tanıdıkça şaşırtırdı karşısındakini… güveni, kıskançlığa yer vermezdi… ufak oyunlar oynardı… attığı yalanlar canını acıtırdı…
Karşısındakine değer veriyorsa, hissettirirdi… içindekini söylerdi, biriktirmeyi sevmezdi… arkadaşlık onun için yirmi dört saat sıkmayan bir kavramdı…
O hayatı dalgaya aldıkça, hayatta onu dalgaya alıyordu… istedikleri hiçbir zaman kendiliğinden gelmedi, hep uğraşması gerekti…
Bende kapatılmaz izler bıraktı… bir parçasını da ben aldım, götürdüm… bunları ona hiç söylemedim ama o bana söylerdi… yeşil gözlü, köfte dudaklı bir kız çocuğuydu… hayat ona çok az gülümsemişti…
Gönderen
çii
zaman:
1/07/2008 12:14:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: arkadaşlık, koyu yeşil
"görüşürüz" (15/10/07)
Çok uykum var… odama giriyorum, yatağımda başka birileri var… balkona çıkıyorum orda başka biri sızmış… mutfağa dönüyorum yine, bir tek orda yalnızım… bi’ neskafe yapıyorum kendime, gözlerimi açabilmek için…
Güneş doğuyor, sıkılıyorum… giyinip dışarı çıkıyorum… parkın içinden geçiyorum bilerek… üç saat önce savurduğumuz şişeleri arıyor gözlerim, buluyor… markete geliyorum, gazeteler gelmemiş… kaydırakların orda ki banka oturuyorum, canım sıkılıyor… eve dönüyorum…
Balkondaki uyanmış:
- gidelim artık biz, diyor.
- gidin, annemler gelcek zaten, diyorum.
Uykusuzken patavatsız oluyorum… yatağımdakilerden birini uyandırıyor, gidiyorlar, geçiriyorum… “görüşürüz” diyorlar, oysa onlarda biliyor buradaki son gecem olduğunu… belki son kez bakıyorum yüzlerine, kapıyı kapatıyorum…
Yatağımdaki boşalan yere uzanıyorum…
Gönderen
çii
zaman:
1/07/2008 12:11:00 ÖS
2
yorum
Etiketler: bavulumdaki şehir, eskimiş hatıralarım
napıyorum ben (28/09/07)
napıyorum ben... kafamda kask var, bariyerlere çarpmışım... biri yardım ediyor, geri çekiyor arabamı, "geniş al" diyor... gaza basıyorum, uzaklaşıyorum... yine çarpıyorum bariyerlere aynı yere... yine, yine, yine...
(...)
bu sefer kafamda kask yok... rüzgardan gözlerimi zor açıyorum, saçlarım bozulmuş hızdan... gölgeme çarpıyor gözüm, saçlarım uzun olsa daha güzel görünürdü diye geçiriyorum içimden... bir elimle önümdekinin montunun kenarından hafifçe tutmuşum, diğeriyle alt taraftaki demirleri tutuyorum sıkı sıkı... boş, karanlık caddelerden, ışıklı caddelere geliyorum... kırmızı ışık el sallıyor tüm tehlikesiyle... dar karanlık sokaklara giriyorum... "dur!" diyorum... mahallenin en dedikoducu kadının evinin önünde duruyor... kadına selam veriyorum, motordan inerken...
eve geliyorum... annem ayağa kaldırmış ortalığı yarım saat geciktim diye... eksik doğrular söylüyorum ona... demirlere tutunduğum kolum ağrıyor...
Gönderen
çii
zaman:
1/07/2008 12:09:00 ÖS
0
yorum
büdü'mün anısına (09/09/07)
00.13
bugün büdü'mün doğum günü... şimdi konuşmuyor olsakta hayatımda önemli bir yeri vardı... yıllarca onu gözlerimle izlediğimi hatırlıyorum... ama biz herkesin onu yalnız bıraktığı bir zamanda yakınlaşmıştık... onu sokaklarda hıçkıra hıçkıra ağlarken okula götürmüştüm, saat erken olmasına rağmen hava karanlıktı, onun belini sıkıca kavramıştım zaten zor yürüyordu, ara sokaklarda tüm cesaretimle onu sürüklüyordum... o bu kadar zayıfken ben güçlü olmalıydım...ama zaman bizi bıktırdı birbirimizden... dershane, okul, sıra, yatak, tatil tüm bir yıl 24 saati paylaşmak... o benden uzaklaştıkça ben daha da uzaklaştım... aramızda sadece derin suskunluklar kaldı, bir de anlatılmayan anılar...sonra hakkımda neler duydu bilmiyorum ama, benden kaçmaya başladın... oturduğum banka oturmadın, yürüdüğüm yolda yürümedin...
"belki bi "neden konuşmuyosun" sorusunda kaybettik arkadaşlığımızı ama ben seni hiç unutmıycam... bir gün bana ihtiyacın olursa gel burdayım... DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN BÜDÜ'M -edi-"
cevap yazmadı...
Gönderen
çii
zaman:
1/07/2008 12:02:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: 9, arkadaşlık
arkadaşım yalnızlık (01/09/07)
hiç yazasım gelmiyo son günlerde... yaşamayı unuttum çünkü... çevremde dallas vari insanlar olmayınca yazamıyorum. sanırım artık yalnızlıkla da anlaşamıyorum...eski arkadaşım yalnızlığı anlatayım o zaman, bundan 3-4 yıl önce tanışmış olmalıyım onunla... ilk başlarda hiç sevmemiştim ama baktım ki peşimi bırakmıyo, alıştım. neymiş, kimmiş, neyin nesiymiş öğrenmek için yaklaştım ona...ben ona böyle yaklaşınca o da tuttu kolumdan, beni bir odaya götürdü...loş ışıklı siyah bir odaydı... oda da bana sırtı dönük, tahta sandalyede oturan bir kız vardı... o kız bendim aslında... yalnızlık bana kendimi tanıma fırsatı vermişti...şimdi yalnızlık bana bi hastalıkmış gibi geliyo, hayatta bir kez geçirilmesi gereken... kızamık, kabakulak gibi... ama kızamık küçükken geçirirsen ne kadar tehlikesizse, yalnızlık bir o kadar tehlikeli...
Gönderen
çii
zaman:
1/07/2008 11:58:00 ÖÖ
0
yorum
Etiketler: arkadaşlık, yalnızlık
belki 10 yıl sonra (21/08/07)
geldim sonunda... etrafıma bakıp gülümsüyorum, hiç değişmemiş diyorum, sırtımda çantam minibüslere doğru yürürken... aynı işte her şey aynı, hala yolcuların elinden bavullarını kapmaya çalışıyo muavinler...
camında A yazan minibüse biniyorum... otogardan çıkıyoruz... gözlerim ışıl ışıl camdan bakıyorum, geçmişi arıyorum... olabildiğince hızlıyız, rakip firmayla yarışıyoruz, eskisi gibi... baca'dan geçiyoruz, sonra yeşim'lerin evin önünden... ben yılmaz parkı göremeden üst yola sapıyoruz... evimi görüyorum "zübeyde hanım" diyesim geliyor, bilerek susuyorum, yürümek istiyorum biraz... "net internet" tabelasını görünce gülümsüyorum, hala duruyo diyorum içimden... üniversiteyi süzüyorum camdan... üniverstenin alt tarafındaki durakta iniyorum...
yürüyorum artık... eskiden koşturur gibi yürüdüğüm yolda yavaş yavaş, sindire sindire yürüyorum, sanki ilk defa geliyomuşum gibi kocaman açmışım küçük gözlerimi... trakya üniversitesi... burda girmiştim öss'ye... yolun karşı tarafına geçiyorum cafelerin önünden yürümek için... palmiye... adres... dinlenti... hızlanıyorum, bir an önce evime gitmek istiyorum artık... zübeyde hanım parkının yan tarafından geçiyorum, artık eskisi gibi demirden diil kaydırakları, değişmiş... dut ağacının yanından geçiyorum... evim gözlerimin önünde... apartmanın önüne geliyorum "atmaca apartmanı" yazıyo hala kırmızı boyayla duvarda ama biraz pembeleşmiş... içeri giriyorum, hala kimse posta kutularını önemsemiyo anlaşılan bir sürü zarf var... merdivenleri çıkıyorum, müzik sesleri geliyo, sevmediklerimden... ve işte 10 numara, önce biraz bekliyorum kapıda... her şeye rağmen zili çalıyorum, hala aynı çalıyo...
19 - 20 yaşlarında bi genç açıyo kapıyı... suratıma "sen kimsin" ifadesiyle bakıyo bi süre...
-şey.. eda burda mı?
-öle biri oturmuyo burda, heralde benden önceki...
-hımm... peki bi sigara alabilirmiyim?
Gönderen
çii
zaman:
1/07/2008 11:55:00 ÖÖ
0
yorum
Etiketler: kurmaca
giderken (13/07/07)
giderken yarım kalmış aşklar bıraktım arkamda... başladım ama bitiremedim... hepsi içimde kaldı... kimisi sıcak bi bakışta kaldı, kimisi ufak bi dokunuşta, kimisini son öpüşümdü belki...
ama temizdir hatıralarımdaki yerleri, yarımdır, yazılması gereken bir hikayedir, kalemi benim tutmadığım... daha yaşanacak çok şey vardır hepsi için ama zaman izin vermez ve ben giderim... şimdi hepsi suskunlar...
giderken yaşanmamış aşklar da bıraktım geride... arkadaşlıkta takılıp kalmış sevgililerimdi onlar... beni şaşırtırlardı zamansız ziyaretleriyle... konuşma bi yerde takılıp kalırdı hep... onlarla vakit geçirmek güzeldi... onların hala hayalleri vardır içinde "ben" olan, başka bi şehirde karşılaşma umutlu... gülümseyerek bakarlar hala... ve arkadaşlık zırhıyla konuşurlar...
giderken bi "hoşçakal" bile diyemedim hiçbirine...
- "HOŞÇAKALIN!!"
Gönderen
çii
zaman:
1/07/2008 11:50:00 ÖÖ
0
yorum
Etiketler: bavulumdaki şehir, detay
1 Ocak 2008 Salı
r'leri söyleyemen prensime (19/06/07)
Dün gece kapı çaldı. gelen o ve arkadaşlarıydı. son geldiğinden daha erken bir saatti, habersiz... kararsızlığıma kapıdan içeri girerek karşılık verdi. balkona geçtik... altı kişiydik... ev arkadaşım uyumaya gitti... diğerlerinin nereye gittiğini bilmiyorum ama balkonda yalnızdık... çocuksu bir hareketle elimi tuttu. ona baktım sevimliydi, tüm gece beni izlemişti. sanki kenetlenmişti gözleri bana...
dışarı çıkalım, dedim... tamam, dedi... sessizce çıktık evden daha güneş doğmamıştı... sarılarak yürüdük sokaklarda, boş ve ıssız... sevgiliymişiz gibi...
her ona baktığımda bana bakıyordu... hiç konuşmuyorduk... gözlerimizin dili varmış gibi davranıyorduk...
benden istediği neydi hiç sormadım, yanımda olması hoşuma gidiyordu. ama niye yanımdaydı bilmiyorum, bilmek istemiyorum...
kaldırıma oturdum, o da yanıma... ona yaslandım, güvenle... yaslanmak güvendir benim sözlüğümde... başımı omzuna koydum, kapadım gözlerimi... oturduk... saatler geçti... gecenin sakladığı bizler açıkta kaldık...
gitmem gerek, dedi... ayağa kalktım... yanaklarına dokunup bir öpücük kondurdum dudaklarına... ve dedim ki:
- seni sevebilirdim...
ve gittim...
Gönderen
çii
zaman:
1/01/2008 07:58:00 ÖS
4
yorum
hayat çok adaletsiz değil mi?? (26/06/07)
Hayat çok adaletsiz değil mi? senin tüm geçmişin, geleceğin, şimdin yıkılmışken üstüne... hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor...
Gözlerinde buğu yürürken dışlanmışlığa... biraz önce karşısında konuşurken titrediğin kız, duruyor... Durmuyor, yürüyor şakalaşarak, gülerek... gözlerinde hüzünlü ama gülen bir hayat...
Dünya adaletsiz değil mi? sen üstündekileri kaldırıp atamazken, farketmiyorlar, görüyor ama ilgilenmiyorlar, belki... kimse yok artık yanında... daha dün ayrılamam dediklerin terketmiş seni... hemde öyle böyle değil... bir daha dönmemecesine çekmişler ellerini... bitmiş arkadaşlık, senin leken yüzünden...
Minibüse binerken dönüyorsun arkana belki lekelediğin arkadaşlıklardan birini görmek için... ama beni görüyorsun, iki saat önce önünde konuşurken titrediğin kızı... senin kederini göremiyorsun yüzümde, hayalkırıklığı... girerken sanki bir gözyaşı akıyor gözünden çizgi filmler misali... ben hüzünleniyorum... neye inanacağımı bilmeden...
Üzülüyorum senin için, ne kadar sevmesemde...
Gönderen
çii
zaman:
1/01/2008 07:54:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: arkadaşlık, kurmaca
keyfim kaçık!! (25/04/07)
Keyfim kaçık, nedensiz... güzelliğin sıradanlığından belkide, bir tutam kötülüğe ihtiyacım var, bir kaç tersliğe...
Keyfim kaçık... iyiliğin yoğunluğundan boğuluyorum... ağlamayı özledim, en son ne zaman ağladığımı hatırlamıyorum... beni uyutmayan sorunları arıyorum...
Gülümsemek gelmiyor içimden, yapmacık bir gülümsemeyle bakıyorum dostlara... ilgisizliğimden yakınıyorlar... sanırım biraz yalnızlığa biraz ilgisizliğe ihtiyacım var ama gidin başımdan diyemeyecek kadar seviyorum sizi... o sokakta yalnız başıma saatlerce dolaştığım günlere ihtiyacım var, gereksiz rastlantılara... biraz kendime ihtiyacım var, kaybettim bulmak için yalnız olmalıyım...
Kızmayın sessizce gidiyorum diye... sizinle gelmiyorum... gülemiyorum... ilgilenmiyorum diye...
Bu aralar dostum yalnızlığın ilgiye ihtiyacı varmış, ben onunla takılıcam...
Gönderen
çii
zaman:
1/01/2008 07:51:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: sıkılma üzerine
13'ler senin olsun (16/02/07)
Sana yaslandığımda demiştin ya kızlar yaslandıklarında arkasındakini düşünmüyor diye, öyleymiş. Arkadaki olduğumda anladım...
O yaslandı ve ben kıpırdamadım, rahat olmadığım halde söylemedim. Onu bana yaslayan güvendi çünkü. Seni hatırladım, bugünlerde pek çok şeyde hatırlıyorum seni... Sana yaslandığımda söylediklerini, sadece gülümsememi ve daha fazla yaslanmamı karşılık olarak. Hatırlanası ilk ve son anımız belki...
Sana güvenmemi sağlayan nedeni bilmiyorum... Belki kardeşimle yaptığın konuşmadır yalnız kalmak için...
Peki senin bana duyduğun neydi ki... Neydi aklına getiren beni... Keşke emin olabilseydim tüm çağrılarının 13 lerde olduğuna...
Peki bizim yaptığımız neydi... Küçük bir kaçamaktı istediğimiz, yaptık... Ne de olsa aslandık biz ben 9, sen 10 ne kadar unutmuş olsakta... Böyle tamamlamamış mıydım sözünü...
- Yaz aşk...
- ...ları kısadır.
Kısaydı ama bitti mi... Ben ayrılık konuşması olmadan bitirmeyi beceremiyorum galiba... Sen de 13 lerde...
Hikayemiz 13 te bitti. Bir ilk, bir sondu 13... Ondandır 13 lerde aklına düşüşüm, orda kaldık biz...
13 leri sana bırakıyorum be sevgili, ben 14 te bana yaslanan kadınlaydım...
Gönderen
çii
zaman:
1/01/2008 04:42:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: #, 9, eskimiş hatıralarım
gidiyorum yine (01/02/07)
Gitme vakti geldi yine... Bu sefer uzun bi gidiş olacak... Belki kendime ait bi odam olacak Edirne'de bu sefer, biraz zoraki... Biraz sitemle kabul ettiler işte, beni benle bırakmaya ikna ettim onları, ama babamı diil, o dinlemedi beni... Ne de olsa küçük kızı uçuyor avuçlarından...
Yarın atlıycaz otubüse ailenin asi kadınları olarak(annem,teyzem,ben) bana kalacak bi yer bulucaz, bulmak zorundayız çünkü attırdım kendimi yatakhaneden, bazı şeyler zora gelmeden olmaz... Belki bir evin sorumluluğunu alacak kadar değil ama kendi sorumluluğumu taşıyacak kadar güçlüyüm...
Bu gidişin dönüşü yok, onların istedikleri yoldan sapıyorum... Şimdi kuşak çatışması zamanı... Ne kadar modern görünselerde ben daha modernim ve daha fazlasını istiyorum...
Hoşçakal!!
Evet artık omuzlarımda sorumluluğum, geleceğim... Bu yıl benim öss yılım... Niye karmaşık dönemlerimize koyarlar ki şu sınavları...
Gönderen
çii
zaman:
1/01/2008 04:38:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: bavulumdaki şehir, eskimiş hatıralarım
çocukluğum (30/01/07)
Geçmişe küçük dokunuşlar yapıyorum, ben her hareketimle geçmişleriyim onların, küçük masum çocukluk anlarıyım, çoğunun çocukluk aşkıyım hatta, ne de olsa sokağın tek kızıydım ben...
Onlarla geçirdiğim yılların eseri bu sert tavırlarım, pembe kızların tabiriyle "erkeksiliğim"... Napim ben çocukluğumda bir erkektim, futbol oynardım, ağaçlara tırmanırdım, zillere basıp kaçardım, çamurda yüzerdim, sokağın ortasına işeyişlerini izlerdim... Birde çok düşerdim ben küçükken, o zamanlardan kalma hala dizimdeki bu kabuklar... Hiç yakışmıyormuş güzel bacaklarıma bu yaralar...
Sonra okula başladık pembe kızlarla tanıştım... Ben hiç evcilik oynamamıştım daha önce...
Ama ben yinede onlardan biriydim... Sokağa sek seği ben getirdim, özel taşlarım vardı deniz kenarından topladığım, hep çizili dururdu bizim evin önünde kiremitle çizdiğim sek sek, herkes bizim kapının önünde oynardı... Bebeklerimden daha çok severdim po kaykayımı, dedemin yaptığı... Zamanla azaldı gece yarısı oyunlarımız, kız olduğumun farkına vardılar, o dönemide sevmiştim ben... Ben varım diye küfür edilmezdi, ne istesem onu yapardı millet...
Sonra bi şey oldu, iki kişiden başka kimsenin bilmediği, büyüdüm...
Hiç pembe bi kız olamadım, istemedimde, rengimide bulamadım gerçi... Şimdi siyah kızlarla takılıyorum...
Geçen gün Pınar dedi ki " Erkek gibi kızsın tek suçun güzel olmak" baksanıza atamamışım üstümden çocukluğumu ne mutlu bana...
Bana öyle demesinin nedeni iri yarı bişey olmam ya da giyimim diil, sert tavırlarım ve bazen verdiğim tepkiler, birazda duygusuzluğum belki...
Gönderen
çii
zaman:
1/01/2008 04:35:00 ÖS
2
yorum
Etiketler: çocuk, eskimiş hatıralarım
bazen biter (25/01/07)
bazen biter her şey... sıkılırsın... gezilecek sokaklar biter... yaşanılacak anlar durur sokaklarda ağlarlar yaşanamamaya...
bir kişinin elinden biter şehir... bittiğini gidipte dönmek istemeyişinden anlarsın... yaşanamamış anları yaşamak istemezsin, yaşayacağın insanlar ölmüştür çünkü, bitmiştir.
kaleiçinin sisli sokakları ağlar gidişime, döktüğüm biralar ağlar, döktüğüm gözyaşları gülümser, oturduğum kaldırımlar özler sıcaklığımı... o biter, ben bitmem o şehirde... ayak izlerim görünür zaman zaman her köşesinde, en kimsesiz yerinden başlayan... bensiz ayakizlerim çamurlu, ıslak, ağlamaklı, yalnız, mutlu, umutlu, güzel, çirkin...
kimsesiz bir evin merdiveninde oturur iki insan... bir akşamüstü, karanlık ama görünmez olmayan saatlerde yakar içlerini bir sıcaklık geçtiği yeri, fıstık ve mırıldanmalar eşliğinde... sonra öpüşürler arkadaşlıklarına, aşka-paraya-sekse...
trakya böyledir işte... insanlar sokakta bira bardaklarıyla dolaşırlar... ayyaştır biraz trakya, biraz soğuk, biraz kalleş, biraz...
Gönderen
çii
zaman:
1/01/2008 04:31:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: bavulumdaki şehir, yaşantı
düşündükçe yapmacıklaşırsın (25/01/07)
Sahte duyguların dolandığını hissediyorum etrafımda... Anlık sarılışlar, anlık öpüşler, anlık kıskançlıklar, anlık bağırışlar... Anlık duygular gerçektir, düşündükçe yapmacıklaşırsın. İsteyipte tutuyorsan kendini sahteleşirsin, korkarsın, kendine ihanet etmiş olursun... Kendi kendini sürüklersin sensizliğe, kimsesizliğe, yalana... kendin bile olamazsın, kaybolur senliğin sende...
Gönderen
çii
zaman:
1/01/2008 04:28:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: yaşantı
al al olmuş yanaklarım (25/01/07)
Yüzüme al basmış... Damarlarımdaki kandandır belki de, elimdeki umursamazlık, ağzımdaki patavatsızlık, dudaklarımdaki ateş, beynimdeki kör işlev... İçin için yanan yüzümün, yanaklarıma vurmuş kırmızılığı, gözlerimi kapatan ağırlık, beni yazmaya iten cesaret; kurulmuş yine beynimin baş tahtına, indirmiş suskunluğumu...
Gönderen
çii
zaman:
1/01/2008 03:01:00 ÖS
0
yorum
edi & büdü olmak (12/01/07)
Gecenin bir yarısı biri bana mesaj attı, saat 2-3 arası... Çok yakın ama çok uzak birinden...
"Seni çok seviyorum 5 şehir ve 3 koca yılı birlikte gezdiğim koreli kadın! Hadi gel edi... Büdü özledi. Öptüm."
Her şey düzelecek sanmıştım, olmadı...
Gönderen
çii
zaman:
1/01/2008 02:59:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: 9, eskimiş hatıralarım
bir tek ben kalmışım (29/12/06)
Biz bir zamanlar 5 kişilik bir gruptuk, hatta 6 olduk bi ara... Sonra nedensiz uzaklaştık birbirimizden... Kimimiz birbirini görmek bile istemez oldu... Öyle basit bi ilişki değildi bizimki, yüzeysel değildi, içtendi... Belki sevilmeyenlerin, yalnızlığı tatmış, olgunlaşmış, biraz da dışlanmış insanların birlikteliğiydi, sonunda birbirimizi bulmuştuk... Ne kadar ayrı dünyaların insanları olsakta, ne kadar başımıza buyruk olsakta, birlikte mutlu zamanlarımız olmuştu... Vedalaşırken dudaktan öperdik, karşılaştığımızda içten sarılırdık "seni çok özledim" diye... Etrafa aldırmadan gülüşür, şarkı söyler, bağırırdık... Koşardık yarışırcasına, sokaklarda sabahlardık...
Esin, "ne oldu size" diye sorduğun da bana, her şeyin farkındaydım, belki tekrar mutlu olamayacak kadar da yorgundum... Aramıza en son katılandı o. Songünlerde herkesin ayrı takıldığının o da farkındaydı... Evet, herkes yalnız geziyo sokaklarda, her birimiz ayrı bi yalnız, ayrı bi dertli, ayrı bi melankoliyiz... Her şeyi Öykü başlattı belkide gizlemeye bizi denemeye başlayarak, yaptığımız her şeye şüpheli gözlerle bakarak... Sonra birlikte olmak mutlu etmemeye başladı bizi soğuduk, telefonlar daha az çalmaya başladı... Soğumalar derin yaralar açtı her birimizde, birbirimizi anlayamaz olduk, konuşmaz olduk, bir mesajla sildik birbirimizi yada bi sözle, bazılarımız dayanamadı bu yaralara haykırdı, kimseyi dinlememesine...
Baktım ki bi tek ben kalmışım her biriyle konuşabilen kaçmayan... Gerçi ben de kimi zaman kaçıyorum... Biri benimle konuşmak istediğinde ne işim varsa bırakırım giderim yanında. Sadece beni bırakırsa aynı yerde bulamaz o kadar...
Asla tekrar biz olamayız, zaten olmamalıyız. Her şey başlar ve biter bizimki de bitti. Bi şeyi bitirmişsek tekrar başlamak anlamsızdır, çünkü bu tekrar içindekileri dökmeye yarar sadece, içinde kalan pislikleri...
Artık buluşmalarımız tesadüflerde sınırlı... Kiminle karşılaşırsam onunla gidiyorum... Kim çağırırsa ona gidiyorum...
Onlar hala benim arkadaşım, güvendiklerim sevdiklerim... mutlu günlerim...
Gönderen
çii
zaman:
1/01/2008 02:51:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: 9, arkadaşlık, duman, eskimiş hatıralarım, kadeh, karamel, koyu yeşil