26 Şubat 2008 Salı

gülümse

bugünü güzel yapan sen miydin, benim gülümsemeye karar vermem miydi emin değilim... ama ne sen olmasan ne de ben gülümsemeyi tekrar hayatıma yerleştirmesem bugüne bu kadar güzel diyemezdim...
neden böyle bir günü yarıda bırakıp kaçtım bilmiyorum, bazı şeyleri tadında bırakmak gibi bir alışkanlığım var, sanırım amacım güzel hatırlanmak ve devam etme isteğine bağlı olarak özlenmek...
gezgin çok canımı sıktı kaçıyorum ben, dedim ve kaçtım etütten, o öylece sırasında kalakaldı, sadece dalga geçiyordum... gitmeden önce "hadi bana bi bira al gel" isteklerine "benimle kaçarsan düşünebilirim" demek eve doğru yürürken aklıma geldi, arasıra oluyo böyle...
yarın... umarım her şey böyle devam eder...

24 Şubat 2008 Pazar

bu

bu,
büyüdüğünü anlayamadığım
bir unutuştu...
sevmiyordu gülümsememi...
sakladı
bulamıyorum...

yüzüme baktıı baktıı...
ne güzel ten rengi var bu kızın ya insanın lezbiyen olası geliyor, deyiverdi...
gülümsedim...
sonunda bu kızcağızı da kendimize benzettik dedim içimden...

22 Şubat 2008 Cuma

beni rüyasında görmüş

dün akşam seni rüyamda gördüm, dedi...
nasıl, dedim... pek fazla ayrıntıya girmedi, bende çok üstüne gitmek istemedim...
onlar, bizim dershane tayfası işte gökhan, sami, çağdaş falan filan, bi yerde oturuyorlarmış, sonra ben gelmişim birden, onlara katılmışım bira falan içmişiz...
benle bira içmeyi çok istiyosun da ondandır, dedim...
fazla önemsememiş gibi davrandım ama aslında gayet önemliydi...

21 Şubat 2008 Perşembe

canım sıkılıyor

dediler ki bugün bana... artık gülmüyormuşum hiç, gülmeye üşeniyormuşum... hiç farkında değildim... neden eskisi kadar gülemiyorum dedim sonra, oysa bir ara gülümsemenin çok etkili bir mimik olduğunu farketmiş ve daha sık kullanmaya karar vermiştim... galiba dedim şu gezgin bana istediğim gibi davranmıyo diye oluyo tüm bunlar, aslında beni bu kadar etkilediğini de farketmemiştim... sinir oldum bak şimdi... aslında tek nedenle açıklanabilecek sıkıntılarım etkilemez beni bu kadar, olur olmaz şeylere takıyorum kafamı... bu aralar yine çok düşünür oldum onu, bunu, abidik gubidik şeyleri...
ama yine de henüz insanları kendimden uzaklaştıracak kadar bunalmadım...

hem bi arkadaşım şöyle demişti günün birinde:
gülecek ne var ki...

18 Şubat 2008 Pazartesi

son ders: aşk ve üniversite

sinemaya gittim bugün... yanımda 60 yaşlarında bir nine oturuyordu... bütün filmi elleri dizlerinin üstünde hiç konuşmadan izledi... yalnız gelmişti, izledi ve gitti... hatta bizim oyalanmamız yüzünden hiç bir şey söylemeden diğer taraftan dolaştı, utandım... ama onun böyle sinemaya gelmesi çok hoşuma gitti... ben de yaşlanınca böyle olmalıyım dedim... her şeye rağmen ayakta ve zevklerinden vazgeçmeyen biri...
film çok güzeldi... ufak dokundurmalar yapmış bazı konulara, eskiye ve yeniye, değişime, arkadaşlığa, ertelenmiş yaşamlara, kapitalizme ve sosyalizme... hafif yeşilçam rastlantıları var, zaten hangi türk filminde yok ki... filmin sonunda gülümsüyordum ve bu gülümsemeyi bi on beş dakika atamadım yüzümden, "kabadayı"da da böyle olmuştum...
şiddetle tavsiye ederim, vizyondan kalkmadan gidin...

Son Ders: Aşk ve Üniversite
yönetmen:
mustafa uğur yağcıoğlu - ıraz okumuş
oyuncular:
ferhan şensoy - ece uslu - kaan urgancıoğlu - durul bazan
senaryo:
mustafa uğur yağcıoğlu

nefret ediyorum

hayatımın belirli bir döneminde
silik ve kendine güvensiz bi karakter olduğum için
kazanamadığım arkadaşlıklar,
söyleyemediğim sözler,
yapamadığım şeyler yüzünden
bazen
kendimden nefret ediyorum...

A2

cumartesi günü A2 sınavına girdim, motor kullanabilmek için... türbanlı bi kadın vardı sınıfta, kimse onu böyle sınava giremeyeceğine dair uyarmadı... çıkarması için zorlasalardı gerçekten küçük düşerdi, sınava girmezdi hatta... belki de sadece girip giremeyeceğini denemiştir, nedense o kadını motosikletin üstünde hayal etmek beni güldürüyor... belki girişte biri ona böyle sınava alamayacaklarını söylese tuvalete girip çıkartırdı...
sonuçta kitapçıkların üzerinde M.E.B. damgası vardı, öneri henüz yasallaşmamıştı ve yan sıramda türbanlı bir kadın motorsiklet kullanabilmek için şıkları karalıyordu...

15 Şubat 2008 Cuma

saçlarım...

kısacık yaptım saçlarımı yine... iki-üç gün içinde herkesin gözü alışır, benim zaten alışıktı, hatta daha kısa kestirdiğim zamanlar olmuştu...
erkekler ne kadar ilk gördüklerinde moral bozucu tepkiler verseler de, zamanla "yakışmış ama be" sözcükleri duyarım... bi arkadaşım için sevgilisinin "ben aslında uzun saçlı kızlardan hoşlanırım ama buna nasıl oldum bilmiyorum..." dediğini hatırlıyorum... genellersek, evet erkeklerin uzun saçlı kızları tercih ettiği kanısındayım... neden acaba?
kızlardan hep iyi tepkiler aldım şimdiye kadar, çünkü çoğu en az bir kere saçlarını kısacık kestirmek istemiş ama cesaret edememiştir... zaten herkese de yakışmaz, risklidir... aslında benim de şöyle gür saçlarım olsaydı, kestirmekte bu kadar hevesli olmazdım ama bir kere denerdim yine de...
ilk kısacık kestirdiğim zamanı hatırlıyorum da, amacım bu kadar kısaltmak değildi, ama beğenmiştim aynaya baktığımda, gülümseyerek çıkmıştım kuaförden, düşündüm de zaten ben hiç ağlayarak çıkmadım ki, sanırım değişikliği nasıl olursa olsun seviyorum... beni okuldan bi kıza benzetmişlerdi de nasıl sinir olmuştum, üzülmüştüm de... sonra bir daha uzun kullanmadım saçlarımı, iki yıldır böyle dolaşıyorum ortalıklarda...
hem neden bilmiyorum ama saçlarımı böyle garip modellere sokmak cesaretimi perçinliyor...
gezgin'e de söyledim kısacık kestirdiğimi, zaten kısaydı dedi... o da üç numaraya vurcakmış, vur gelip geçerken severim ben de, dedim...

11 Şubat 2008 Pazartesi

hayalimdeki kare...

yürüyorum...
durduruyor beni biri...
tam karşıma geçiyor...
bir şey söylemek için gözlerimin içine bakıyor, yüzünde mahcup bi ifade...
tepkimi kolluyor, böyle bir şeye karar vermek için baya zaman geçirdiği belli...
"konuşabilir miyiz" diyor...
gülümsüyorum...
benimle birlikte yürümeye başlıyor...

işte bu benim hayalimdeki başlangıştı... gerçi hala öyle...

ama hayal olmaktan çıkmıştı günün birinde, o rolünü tam yapmıştı da ben hayalimdeki ben olmayı becerememiştim...

yürüyordum... öğle arasıydı, okuldan çıkmıştım, çarşıya gidiyordum... üstümde kahverengi botlarım, siyah çoraplı gri etekli okul üniformam ve gri montumdan oluşan bi kombinasyon vardı... uzun kaldırımdaydım, yalnızdım... biri tuttu kolumdan, döndüm...

+ şşeyy, tanışabilirmiyiz...
- hayır...
+ lütfen, seni daha ön...
- gider misin yanımdan...

o yavaşladı, ben hızlandım...
o günden sonra yaklaşık üç hafta çıkışlarda hep rastladım ona, birkaç ortak arkadaşımızla bana ulaşmaya çalıştı... sadece konuşmak istiyordu, anlamsız bi inatla konuşmaktan hep kaçtım... hatta arkadaşlarıma "tamam konuşucam" dememe rağmen konuşmadım, elime ne geçtiyse... şimdi ufakta olsa bi pişmanlık yaratır bende, ama çok iyi bi ego tatmini olmuştu...
araya bir bayram tatili girmişti, ondan sonra görmemiştim onu bir daha okul çıkışlarında, vazgeçmişti sonunda benden... ama gerçekten hayallerimdeki o ısrarcı çocuğu iyi oynamıştı, masumdu...
ama karşılaşmaya devam ettim onunla... otobüste, çarşıda, uzun kaldırımda, durakta, basket maçlarında... öyle göz göze geliyoduk bir iki saniye, bazen gülümsüyordum, bazen görmezden geliyordum... bir zamanlar peşinden koştuğu kız olmanın verdiği bi güven oluyordu yürüyüşümde... sonraları bi kız türedi yanında, hep beraber görür oldum onları... ama yine de beni görmezden gelemiyordu, "ukte" böle bir şey olsa gerek...

işte böyle güzel bi anıdır benim için samet, herkese anlatmadığım...

8 Şubat 2008 Cuma

türbannn

üniversitede türbana karşıyım ama üstünde hareretle tartışacağım esaslı bi nedenim olduğunu söyleyemem... büyük bi önyargı olduğunu biliyorum ama hoşlanmıyorum ikiyüzlülükmüş gibi geliyor...
aslında en önemli rol ailenin bu konuda, benim ilkokulda kapanacak diye okuldan alınan bir de kapanacağı için okul değiştiren iki arkadaşım olmuştu... okuldan alınmasında suç ailenin mi eğitim sisteminin mi emin değilim... hem çocuk kendi kapanmak istemiş olsa bile, bu isteğinde ailenin çok büyük etken olduğunu düşünüyorum... bunu kesinlikle siyasi bir amaç güderek yapmıyorlar ama yinede bu türbanı siyasi anlam açısından temize çıkarmaz, ki zaten temiz olduğunu düşünmüyorum... inaçlı inançsız değil belki ama bir derecelendirmeye yol açıyor...
şu eşitlik konusu hükümet tarafından ortaya atılan en esaslı neden, düşününce evet günlük hayattaki gibi gidebilmeliler üniversiteye diyorum ama bir yanım istemiyor işte...
ama ona karşı sunulan laik eğitim antitezi de çok geçerli... sonuçta eğitimde türban(din) tartışılıyorsa bu laiklik dışı bir tartışmadır. Atatürk'ün izinden kayışın göstergesidir. şu "laik ülke olma" konusunu tekrar gözden geçirmek gerekir...
her şeye rağmen türban üniversiteye girmemeli, özelliklede sokakta saçlarını göremediğim kız sayısı bu kadar artmışken... hem lise ve ilköğretimlerin biz de isteriz demesinden bu işin çok tehlikeli olduğu belli oluyo...
lisedeyken hatta onuncu sınıftaydık, üniversiteye gidince darbe olacağını düşünüyoduk... hatta buna matematiksel ve mantıksal teoriler bile geliştirmiştik... AKP'nin tekrar seçilmesi daha da katmerlemişti bu teorileri... biz Tayyip olur diye bekliyoduk ama Abdullah Gül'ün olması da baya korkutmuştu beni... şimdilerde bu türban tartışması böyle alevlendikçe daha bi tedirgin oluyorum...

4 Şubat 2008 Pazartesi

da...ık

kırmızı, siyah, yeşil, mor, kahverengi, gri...
belirsizlik... beklemek... sessizliğin gerginliği... varlığı hissedememe... kaçış belirtileri... tutulmamış sözler... yanlış yorumlamalar... kapat tuşu... kötü fotoğraflar... gülümseme zorluğu... hayal yıkımı... cesaretsizlik... kelimelerin kaçışı... dağınıklık... param parça umutlar... arkadaşlık zırhına bürünmüş başka duygular...

3 Şubat 2008 Pazar

bhg

ben, şımarık bir çocuk...
hayat, her istediğimi yapan annem...
geçmiş, onun gülümsemesi...

2 Şubat 2008 Cumartesi

düğün

annem tutturdu beni yanlız bırakma diye, götürdü zorla düğüne... merak ediyomuş kapalı düğününü, ortaokuldan mı ne arkadaşıymış onun kızı evleniyomuş... dayanamadım tamam dedim ama bir saatten fazla durmamak şartıyla... gittik...
ne renksiz bi düğündü öyle, zaten hiç sevmezdim gitmeyi iyice soğudum... ama iyi oldu eski bi arkadaşla karşılaştım... gerçi hiç sevmezdim onu ilkokulda ama aradan yıllar geçmiş olunca idare ediliyo... kimlerle görüştüğümüzden falan bahsettik, kim napmış, kimle nişanlanmış, hangi üniversiteyi kazanmış, şimdi nerde çalışıyo... arada bir gelen tüm ortaokul arkadaşlarımı toplama hayallerim depreşti yine... zaten hangisiyle karşılaşsam böyle bi hayali var da eylem yok... birini kendime ortak yapmam lazım bu eylemi gerçekleştirebilmek için... serkan ve ali favorilerim bu iş için... oturalım bi gün herkese teker teker ulaşalım soralım ne zaman uygunsunuz diye ona göre bi gün belirleyelim... ahh ne güzel olur...
yarın buluşucam tekrar o arkadaşla eski günleri yad edicez, hani istiyodum yaa... gerçekten şanslı bi insanım ben yaa...
dedi ki bana ayşe, ilkokulda ben çok garip bi kızmışım, biri bi şey sormadan konuşmazmışım... öylemiydim gerçekten ya o kadar da değilimdir heralde, tamam sessiz sakin bi tiptim de, konuşurdum ya... onunla konuşmuyorumdur... ben de lise de beni açtılar, dedim cevap olarak...
iyi oldu be...

...

+ bu konuyu kapatalım
- tmm

...

1 Şubat 2008 Cuma

...sın/sun

biraz geçmişten bahsetmeye ihtiyacım var...
nasıl tanışmıştık konulu sohbetler açılsın benim için... neler yapmıştıkla başlayan hikayeler anlatılsın... kaç yıl oldu be diye fısıldasın ses...
ve geçmiş anlatılamasın geleceğe, taşıyamayacağı korkusuyla... geçmişi paylaşacak sadece geçmişin kalsın geride... benim bi arkadaşım vardıyla başlayan cümleler kurulmasın artık... biz şöyle yapardıkla başlayan anılar hiç anlatılmamış olsun...
gelecek geçmişin gölgesinden kurtulsun...
geçmişi kaybetmekten korkulsun...
bulunca geçmişten birini, gülümsemek yeterli olmasın, güneş doğana dek dolaşılsın...

 
08-Metro - [www.lailamp3.org]