27 Haziran 2008 Cuma

şu sıralar...

ruhsuzum ben... bencilim de... zaman zaman...

kimseye kendimden daha fazla değer vermem, bağlanmam da... kaçarım...
dengesizim de... ertesi güne nasıl çıkarım bilemezsin... kabullenmedikçe sevemezsin...
insanları severim, kimini de sevdiğime inandırırım... sadece beni çok sevdiğine inandığım insanlarca ikna edilebilirim...
bazen kötü kız olurum, bilerek, isteyerek... acı çektiririm...
bazen ukala olurum, aşağılarım, şaka diye geçiştiririm... düşünmeden söylerim zayıflıklarını...
çoğu zaman iyiyimdir yine de...
ama şu sıralar değil...

26 Haziran 2008 Perşembe

moral...

film kiralamak için çıktım evden... babamın sorgulayıcı sorularına sinir oldum...
güneşin etkisi yavaş yavaş geçiyordu ama hala sıcaktı, bilerek bu saate kadar bekledim... mavi arasa rahat konuşabileyim diye... iki gün önce ayrılmak istediğimi söyledim... şok oldu, iki saat konuştuk, iki gün sonra tekrar konuşmamız konusunda beni ikna etti... ona görüşmesek daha iyi olacağını söyliycem, ama aramadı hala heralde o da vazgeçti benden...
iki film bıraktım, iki film aldım...
ilki direk gözüme çarptı: Beowulf... sinemaya geldiğinde çok gitmek istemiştim, galiba sömestıra denk gelmişti...
biraz sonra da gözüm animasyon tipli bir kaspağa takıldı... Bilek Kesenler: Bir Aşk Hikayesi... çevirdim arkasını animasyon değilmiş... ama ben kapakta yazan yazıya tav olmuştum zaten: Uçuk kaçık bir KOMEDİ, bir AŞK hikayesi, bir YOL filmi, fakat herkes ÖLÜ!
çıktım ordan anneme kontör almam gerekiyordu... aldım... biraz dolaşayım dedim, zaten mavi de aramamıştı daha...
karaçocuğu gördüm uzaktan, dükkanlarının önünde bekliyodu... çok seviyorum bu çocuyu ben ya, çok tatlı, çok iyi... saçlarımla eğlendi biraz, bilmiyordu boyadığımı... hani bana yemek yapacaktın, dedim... msn'e hiç girmiyomuşum, giriyorum aslında da... poker öğretecekmiş bana, oynayacakmışız... yavrum ya ışıl ışıldı gözleri, sevindi beni gördüğüne, çok eğlendiriyor beni bu çocuk... sokak muhabbetini fazla uzatmadan "görüşürüz" deyip ayrıldım... nasılsa karşılaşırız daha...
iyi oldu gördüğüm, özlemiştim... o olmasa çok sıkılırdım dershanede... moralim düzeldi... pozitif enerji verdi bana... biraz daha yürüyüp, dershanenin yanındaki büfeden su alıp eve döndüm... yürüyüşün amacı zaten sıkıntımı atmaktı, attım...
eve gelip bilgisayar başına oturdum...
mavi hala aramadı...

25 Haziran 2008 Çarşamba

Q klavye

annemle minibüse atlayıp kardeşimin okuluna gittik bugün, bölüm mü seçecekmiş ne ama seçebileceği bir tek bölüm varmış... kağıt işleri imza falan işte...

hazır oraya kadar gitmişken yengemlere uğrayalım dedik... yengem vee misafirleri de çok yanmış olduğumu söyledi...
kuzenlerin odasına daldım ben, kpss'ye başvurmak için üniversiteye gidip geleceklermiş... iyi siz gidin bende köylerinizi yıkayım diye takıldım onlarla... yaklaşık iki yıldır klan savaşları adlı online bir oyunla kafayı yemiş durumdalar... biri iki yıldır üniversiteye hazırlanıyor, diğeri de yirmibeş yaşında hala üniversiteyi bitirmeye çalışıyor... korktular mı naptılar bilgisayarı kapatıp gittiler, açamadım bir garip bunların bilgisayarı... aman, dedim evde girip duruyorum zaten, çok da meraklı değilim... televizyon izleyerek oyalandım, arada bir annemlerin yanına uğradım...
geldi sonra benim kuzenler, açamadılar bilgisayarı... ne güldüm onlara... büyük kuzen deli oldu, gidip geliyo koridorda... meğer bu şifre koymuş bilgisayara, ben o aşamaya gelmemiştim bilgisayarı açma denemelerimde... şifreyi Q klavyeyle yazmış ama şimdi kullandıkları klavye F... Q klavyeyle yazması gerekiyo şifreyi ama harflerin yerini bilmiyor, varmış evde bir tane Q klavye onu aradı ama bulamadı...
ben de "dur ben arkadaşları arayayım, öğreniriz onlardan harflerin yerini" dedim, bir kurtarıcı edasıyla... yeni kontör yüklemiştim de aveaya, 180dk bedava konuşma kazanmışım; ondan, yoksa ne harcıycam onlar için kontör... burcuyu aradım önce, evde değilmiş... sonra zuzuk'u aradım, o da hastalanmış arkadaşında kalıyormuş, hal hatır sordum iyi oldu...
ama nasıl telaşlı bizimki bir köye mi saldırcakmış ne, 2 saat ayrı kaldı oyundan ne hale geldi... yazık yazık...
cazgırı aradım sonra... anlattım durumu nasıl gülüyor, söyledi harflerin yerini falan, olmadı... kabul edilmiyo şifre bir türlü... cazgır konuşmalarımızı falan dinliyor kopuyo orda, iyi eğlendi bizle, gerçi bende iyi eğlendim... çok güldü ve bizim ailede normal bir insan olmadığına karar verdi...
sonra kuzen dayanamadı apartmandan bir arkadaşını aradı... çocuk, bana ne soruyon git al klavyeyi, dedi... gitti, geldi, evde kimse yokmuş... çok komik ama yüzünde çaresiz telaşlı bir ifade, altı üstü bir oyun aslında...
sonra aklına mahallenin bakkalındaki bilgisayar geldi, öyle bir bakkal işte onların ki... git fotoğrafını çek, dedim... gösterdim falan nasıl çekeceğini, benim telefon biraz karmaşık geldi ona... gitti, geldi... fotoğraf değil video çekmiş bizimki... üç fotoğraf yerine, üç video...birinde bakkala biri geliyo "selamünaleyküm" falan diyolar birbirlerine, birinde bakkal amca "çektin mi?" diye soruyor, birinde bakkalın çocuğu geliyo dükkana "noluyo" diye soruyor... çok güldük küçük kuzenle, ama harflerin yerini kesin olarak bulduk, meğer m ile n'nin yerini karıştırmışız...
sonuçta köyü kaptırmış başkasına bizimki, o köyü alsaymış 4. olacakmış oyunda, çok sinir oldu çoook...
cazgıra anlatıcam klavye macerasının devamını çok gülecek... hele o videoları izleyince...

kara kız

kapkara olmuşum... aslında yanmak için özel bir çaba da sergilemedim...

ayışığı'nın ukala sahibi bile beni görünce "ne kadar çok yanmışsın, kapkara olmuşsun" dediyse gerçekten bir anormallik var durumda...
zaten cazgır da "sözde tatil yerinde ben oturuyorum şu haline bak" demişti...
ne ara yandım ki ben bu kadar... çıkmıycam bundan sonra güneşe, denize gidince de gölgede oturucam... rengim açılsın azcık... yoksa böyle giderse yaz sonunda beni zenci sanacaklar...

21 Haziran 2008 Cumartesi

dominat kadın


kızıla boyadım saçlarımı... güzel oldu...
zaten bir okul geleneğiydi bu kızıl saç, bizim liseden mezun kızların %80i bir kere de olsa boyamıştır saçını bu renge... bu gelenekten mahrum kalmamak istedim...

...

mavi'ye dün benimle ilgilenmediği için kırıldım... hiç aramadım bugün onu, oda beni aramadı... hatta şu an msnde olmasına rağmen hiçbir şey yazmıyor... bu işin sonu ayrılık gibi gözüküyor...
zaten kafama koymuştum ben ayrılmayı da o bu işi hızlandırıyor...
ilk zamanlardaki gibi heyecanla gitmiyorum artık buluşmaya... hem bir acemilik var üstünde hem de açamadı hala kendini... ilgisi de ilgisizliği de aşırı... neye güveniyor anlamadım...
içime sinmeyen bir şeyler var işte... farklıyız... ben ona göre çok daha hareketli kalıyorum... benim alaturka zevklerim var, oysa o sosyetiğin teki... ve uyum sağlayamıyor arkadaşlarıma, soyutluyor kendini...
bir de onun yüzünden, hiç sevmediğim tiplerden biri olup çıktım... dominat kadın... normalde böyle değilimdir ama mavi beni buna itiyor... yani daha önce hiç bu kadar baskın hissetmemiştim kendimi...
biliyorum istanbul'dan arkadaşı geldi diye bu artisliği, çocukça sitemleri, ilgisizliği falan... neyi kanıtlamaya çalışıyorsa artık... arkadaşı yarın gidecek... gittiğinde ararsa hiç şansı yok...

18 Haziran 2008 Çarşamba

gelelim şu öss'ye

evet... başarılar, sınav nasıldı, naptın, ne ettin konulu en az 40 mesaj var telefonumda... bir de sizi bilgilendireyim...

bir kere sosyali batırmışım en kötü o... 20 netim falan çıkacak...
türkçe 2 yada 3 yanlış...
mat1 26 net ama 27 nette olabilr bi sorudan emin değilim...
edebiyat 2 yada 3 yanlış...
mat2'den de 20 ile 22 arası netim çıkacak...
durum böyle olunca 250 civarı bir puan gelecek... ama yetmiyor istediğim yere...
puanlar düşer mi dersiniz??
kime sorsam "kötü" ya da "fena değil" cevaplarını alıyorum... "iyi" diyen yok hiç, benden başkasına rastlamadım sınavının iyi geçtiğini söyleyen...
çoğu dershanede aldığına benzer puanlar bekliyor ya da biraz daha az... ama sürprilerde yok değil...
bi' arkadaş vardı... hep erken bitirirdi denemeleri fen bile çözerdi bazen, yetiştirememiş sosyalleri öss'de... çok üzüldüm... severdim kızı... umarım abartıyolardır, yetiştiremediği bir-iki sorudur dafazla etkilemez...
başka bir arkadaş da... o gece uyuyamamış, sabah da kahvaltıda kusmuş... eee nasıl geçsin sınav...
kimi çok heyecanlanmış... kimisi koymuş kafasını yarım saat heyecanını yenmeye çalışmış...
bense çok rahattım... kendime şaştım sırama oturduğumda hala heyecanlanmamış olmama... çıktığımda da çok rahattım... dershane sınavından çıkar gibiydim ama gerçekten dershanede aldığıma benzer bir puan alıcam... gerçi şanslıymışım da biraz... kararsız kaldığım coğrafya soruları hep doğru çıktı...
böyle işte bir öss macerası daha sona erdi... sonuçların açıklanmasını sabırsızlıkla bekliyorum...

17 Haziran 2008 Salı

ifşa


eski bloglarımdan biri ifşa oldu...
bursa'daki arkadaşım geldi dün, konuşuyorduk
blogun mu var senin? internette rastladım, bana hiç söylememiştin, dedi... şok oldum...
hangisi, dedim telaşla...
kaç tane var?, diye sordu...
eski ama onlar w...w, dedim... bulabilme ihtimalinin en fazla olduğu blogum oydu...
yıllık yazıların falan yazıyo, dedi... içim rahatladı... öyle yıllık yazılarımın, bir kaç şiirin, bir kaç benim olmayan yazının olduğu pek ilgilenmediğim bir blogumdu o bulduğu...

bunu söyledikten sonra konuşmadım, o da benim bu konu hakkında konuşmak istemediğimi anladı heralde ki bir daha bahsetmedik bu konudan...
ama bütün bloglarımın birbiriyle bir bağlantısı vardır... biraz uğraşsa bulur hepsini, özellikle benim hakkımda bu kadar bilgiye sahipken, hangisinin benim olduğunu ilk bakışta anlar... bu yüzden o gidince, bu işe bir el atıp, blogların birbirleri arasındaki bağları yok etmeye, tehlikeli yazıları silmeye, mümkünse blogları görünmez yapmaya karar vermiştim ama... ne yazık ki "blogcu" yine o bitmek tükenmek bilmeyen bakım çalışmalarından birindeymiş... hesabıma bile giremiyorum... iyi yapmışım blogger'a geçmekle de bi' el atmam lazım eski bloglarıma...
ne zaman biter şu bakım çalışması acaba... korkuyorum... aslında hakkı var onları okumaya, hatta yazmadan önce anlatmış olmalıydım ona... arkadaşlık bunu gerektirir değil mi?
bana hiç söylememiştin, dediğini hiç duymamalıydım... aldatan bir sevgilinin pişmanlığı var üstümde... ama geriye dönsek, yine de söylemezdim blog tuttuğumu...

13 Haziran 2008 Cuma

içime sinmeyen bir şeyler var...


içime sinmeyen bir şeyler var...
el bebek, gül bebek büyütmüşler seni, hala ufak bir çocuğun kırılganlığı var üstünde... çocuksun, sana gerçekleri söylemeye korkuyorum... kaldıramazsın, henüz oturtamadığın kişiliğinde bana ait derin bir ayakizi olsun istemiyorum...
yine de bitiremedim henüz seni içimde... ama fazla uzun sürmez, dedim ya içime sinmeyen bir şeyler var... bir şeyler eksik sende, belki de sorun senden daha güçlü olmamdır sadece...

7 Haziran 2008 Cumartesi

mutluyum

üstümdeki bu mutluluk bulutu da nerden geldiyse artık...

dört dörtlük sanki hayatım... tüm parçalar yerinde ve güzel...


3 Haziran 2008 Salı

hazırım ben...

tatil moduna girdim iyice... gerçi okula falan gittiğim de yoktu... haftanın dört günü dershaneye gidiyordum işte...

test kitaplarımı, kitaplığımın en alt rafına koydum... kardeşim falan kullanır, ona buna veririm, çoğu boş zaten... oysa bu yıl çok çalışıp elimdeki tüm kitapları bitirecektim sözde...

şaka maka geçti koca yıl ama bir daha çekemem bu çileyi; hatta gel seni yarın sınava sokalım, deseler, girerim valla... acayip ilerleme kaydettim yalnız bu bir yıl içinde, nerde geçen yıl ki puanım, nerde bu yıl aldığım puanlar... çok abartı da çalışmadım aslında ama geçen yıl hiç çalışmamıştım ki, ayda bir ya kazanamazsam psikolojisine girip masa başına oturuyordum o kadar, derslerin %50sinde de akşamdan kalmaydım zaten...

hatırlıyorum da babama "öss'ye seneye tekrar girmek istediğimi söylemekte" çok zorlanmıştım... kolay değil; yatakhanede çalışamıyorum, burda ne manyaklarla uğraşıyorum bilmiyosunuz, her hafta biri sinir krizi geçiriyor, çok gürültü oluyor diye diye sırf çalışabilmek için(!) babamı eve çıkabilmem için zar zor ikna etmiştim... arada bir laf sokuyor "geçen yılki gibi olmasın" gibisinden ama o kadarına da katlanayım artık...

şimdi baktım eğer tercih yapsaymışım... dokuz eylül iö sınıf öğretmenliğini küsüratla kaçırıp (eee ek puan az buz değil), şu an büyük ihtimalle uludağ iö sınıf öğrtmenliğinde okuyor olacaktım... aslında öğretmen olmak istemiyorum ama olurum gerekirse...

ama bu yıl çok farklı, geç kalmalarımı saymazsak çok az devamsızlık yapmışımdır, toplasam yirmi saati geçmez, geç kalmada ilk ona girerim o ayrı... her sabah nöbetçi öğretmenle yaptığımız gelenekselleşmiş konuşma:
- günaydıın!!
- günaydın, kütüphanede görüşürüz...
- görüşürüz, diyerekten ben merdivenleri çıkarım...
dersime girmiyo ama ismimi biliyor... ee koca yıl...

bu yıl da hiç bireysel ders almadım... yapamıyorum öyle özel ders gibi... kalabalık olacak biraz, alışmışım yatakhanede on kişiyle birlikte çalışmaya, evde bile tek başıma çalışamıyorum, garipsiyorum...

neyse nasıl yaptım bilmiyorum ama geçende hedeflediğim puanı yakaladım denemelerden birinde, ondan bu rahatlığım, toparlanmam falan...


baya da yazdım yalnız, iyi oldu ama... rahatladım...

 
08-Metro - [www.lailamp3.org]