karamel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karamel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haziran 2008 Salı

ifşa


eski bloglarımdan biri ifşa oldu...
bursa'daki arkadaşım geldi dün, konuşuyorduk
blogun mu var senin? internette rastladım, bana hiç söylememiştin, dedi... şok oldum...
hangisi, dedim telaşla...
kaç tane var?, diye sordu...
eski ama onlar w...w, dedim... bulabilme ihtimalinin en fazla olduğu blogum oydu...
yıllık yazıların falan yazıyo, dedi... içim rahatladı... öyle yıllık yazılarımın, bir kaç şiirin, bir kaç benim olmayan yazının olduğu pek ilgilenmediğim bir blogumdu o bulduğu...

bunu söyledikten sonra konuşmadım, o da benim bu konu hakkında konuşmak istemediğimi anladı heralde ki bir daha bahsetmedik bu konudan...
ama bütün bloglarımın birbiriyle bir bağlantısı vardır... biraz uğraşsa bulur hepsini, özellikle benim hakkımda bu kadar bilgiye sahipken, hangisinin benim olduğunu ilk bakışta anlar... bu yüzden o gidince, bu işe bir el atıp, blogların birbirleri arasındaki bağları yok etmeye, tehlikeli yazıları silmeye, mümkünse blogları görünmez yapmaya karar vermiştim ama... ne yazık ki "blogcu" yine o bitmek tükenmek bilmeyen bakım çalışmalarından birindeymiş... hesabıma bile giremiyorum... iyi yapmışım blogger'a geçmekle de bi' el atmam lazım eski bloglarıma...
ne zaman biter şu bakım çalışması acaba... korkuyorum... aslında hakkı var onları okumaya, hatta yazmadan önce anlatmış olmalıydım ona... arkadaşlık bunu gerektirir değil mi?
bana hiç söylememiştin, dediğini hiç duymamalıydım... aldatan bir sevgilinin pişmanlığı var üstümde... ama geriye dönsek, yine de söylemezdim blog tuttuğumu...

28 Mayıs 2008 Çarşamba

deniz-çiiu-yazar

denize gitti bugün bizimkiler... gelmem için çok ısrar ettiler ama gitmedim, hiç deniz-kumsal havamda değildim... kimisi surat yaptı, kimisi mahzun mahzun baktı; ama çok kararlıydım gitmemekte hiç aldırış etmedim, nasıl bi' isteksizlikse artık yoksa normalde çok kolay ikna edilirim...

...

sınav çıkışı geçen yıl ki ev arkadaşımın mesajını gördüm... olur olmaz tarihleri aklında tutabilen bi' kızdır...
"o evde özgürlüğün tadına varan iki genç kız bir yıl önce bugün kendilerine çok güzel bir andaç edinirler............ 'çiiu' 28 mayıs 2007."
geçen yıl bu zamanlarda edirnedeydim, hatta üniversite şenliklerinin ilk günüydü... konser alanını dolaşıyorduk, kolyelere falan bakarken... hadi biz de bi' tane yaptıralım dedik...
mor-yeşil mum iplerinin ucundaki yassı siyah taşın bir tarafına "ÇİİU" yazdırdık... öyle seslenirdik birbirimize... diğer tarafına da tarihle şehri, seneye orada olamayacağımızı bilerek...

...

cezmi ersöz vardı bugün dershanenin konferans salonunda... ilginç bi' dershane bizimki ya, kimin nerde ne bağlantısı var belli olmuyor, okul gibi...
daha önce üç kitabını okumuştum onun... hiç durmadan konuştu, anılarını falan anlattı, hissettirmeden yeni kitabının reklamını yaptı; %60ının kendisini tanımadığı topluluğa kendisini sevdirmeyi başardı... hani olur ya, kitaplarını çok seversin de konuşunca hayal kırıklığına uğrarsın, öyle biri değil... içten, sıcak, karamsar olduğunu düşünen, ne kadar utangaç olduğunu söylese de açık sözlü biri...
kabataş erkek lisesinde okmuş, birincilikle bitirmiş, bitirirken tek amacı o tımarhaneden kurtulmakmış... küçükken önündeki kızın ensesini ısırma isteği duyarmış... üniversite de hiç sevgilisi olmamış, devrim ha geldi ha gelecek derken... sonunda yazmadan yapamayan bir yazar olup çıkmış işte...

19 Mayıs 2008 Pazartesi

uyuduğu güne uyandı

uyuduğu güne uyandı... mor halkalar vardı gözlerinde... yüzünü yıkarken acıdı gözleri...
o mor halkalara, tutkundu biri zamanında... o yanındayken hep mordu gözleri, uykusuzluktan...

kahve makinasının "sade kahve" düğmesine basardı sabahları, akşama kadar belirginleşirdi morluklar, kapamayamazdı gözlerini... sevmezdi güneşe ihanet etmeyi...
kim bilir belki o gece de uyumazdı... sevmezdi hayatı kaçırmayı... anı yaşamak isterdi de yine de çekiştirirdi bir eliyle geleceğin paçasını...

5 Mart 2008 Çarşamba

bursa

bu hafta sonu bursa'ya gidiyorum... uludağ'a çıkıp kayakta yapıcaz... daha önce hiç gitmemiştim bursa'ya... çok eğlenicez... kadınlar günü vesilesiyle indirimli bir gezi varmış ona bile yer ayarlamış arkadaşım... onun yeni arkadaşlarıyla tanışıcam... uzun zaman sonra kendimi tekrar özgür hissediyorum... cezerye götürücem ona evden, o bana kestane şekeri getirmişti... gri sırt çantamı alıcam sırtıma, düşücem bursa yollarına... sadece üç gün... üç hesapsız gün...

1 Mart 2008 Cumartesi

yüreğim sızlıyordu...

sen... yüreğimi sızlatıyorsun...dün her zamankinden daha bir uzak gibi geldin... nedenini, seval'le geçirdiğin o güne bağladım, kıskandım ve bozuldum... düşündüm de ikimiz arasında karar vermeye çalışıyordun sanki... ve kararsızlık bitti sanırım... ama benden vazgeçmekte istemiyorsun en azından arkadaş olarak, ondandı burnuma dokundurduğun sevecen, neyin var anlamlı parmak dokunuşu...
güne güzel başlayacağıma söz vermiştim ama moral bozukluğumu gizleyemedi dudaklarım... erkenden eve gittim, izlemeyi bir aydır ertelediğim "Schindler'in Listesi" adlı filmin ilk cdsini koydum vcdye, üç cd, üç saat geçti, bitti...sonra düşündüm, gerçekten moral bozukluğumun sebebi bu mu yoksa bu hafta sonu çum'un istanbul'a şim'i ziyarete gidecek olmasından dolayı kendimi unutulmuş hissetmem ve onları kaybetme korkusu yaşamam mı, ki onlar beni gerçekten tanıyan ender insanlar... çum'a bir daha ki haftasonu ona iade-i ziyarete geleceğimi söylediğimde, armağan ve gizem'in de gelmek için o haftayı seçmelerini öğrenmem ve içimdeki kıskançlık damarının yüzüme vurmasının da biraz etkisi olabilir... gerçekten onların beni unutup sıradan bi arkadaş gibi hatırlamalarından çok korkuyorum, onları kaybettiğimi düşünmek bende garip duygulara neden oluyor... ama akşam onlara yaptığım çağrılara karşılık olarak beni aramaları, birden kendimi onların arasında istanbul'da ismini anlayamadığım cafenin masalarından birinde oturuyormuş gibi hissetmem, bu garip duygunun silikleşmesine yol açtı... özellikle şim'in "aldım haberlerini, insan önce bursa'ya mı gider istanbul varken" demesi, çok rahatlattı içimi...
gezgin, sadece kendimi iyi hissetmek için hazırladığım bir kılıf olduğunu söylemek istediğim ama o zaman ona haksızlık ettiğimi düşündüğüm, eksiklerimi dolduran bir his olsa gerek...

27 Ocak 2008 Pazar

beni gerçekten tanıyan insanlar

"seni gerçekten tanıyan insanlar şim'le ben'iz" dedi...

içim bi buruk oldu... ama gerçekten öyle, bir de öykü vardı o da bir zamanlar mimiklerimden ne düşündüğümü anlayabiliyordu, çözmüştü beni...
beni nasıl tanıyorsun diye sormadım ama kafamı kurcalamadığını söyleyemem... liseye başladığım ilk yıl gece yarısı yatak sohbetlerinin en popüler sorusu "benim hakkımda ne düşünüyorsun" olduğundan ayrı bi gıcık olurum bu tip sorulara, aklıma bir şey gelmezdi ya da kırmim şimdi kızı deyip atardım bir şeyler, hem korkardım da hakkımda istemediğim şeyler söyleyecekler diye, o dönemde sessiz sakin bi kız olduğumdan insani ilişkilerim pek iyi değildi...
şimdi sorulan insanlara bağlı olarak değişik tariflerim olabileceğini söyleyebilirim... sessiz, sakin, dağınık, umursamaz, eğlenceli, soğuk kanlı, orjinal, silik, sıkıcı, çatlak, deli, ayyaş, çalışkan, vasat, konuşkan, gezenti, uslu, kararsız gibi sıfatlar farklı insanlarca yakıştırılabilir...
evet, galiba onlar beni gerçekten tanıyan ender insanlar, hatta bu sıfatların bazılarını kazanmamı sağlayanlar... beni tanıyorlar çünkü tüm bu sıfatları bende birleştirebiliyorlar... ve biliyorum ki ileride onlarsız yeni sıfatlar kazansam bile, onlar yinede beni tanıyan ender insanlardan olacaklar...
galiba insanların beni tanıyabilmesi için benimle yaşamaları gerekiyor, yoksa kendimi anlatma konusunda pek başarılı sayılmam... ve sanırım şu beni gerçekten tanıyan insanlara bir üçüncüsü, öykü'yü de sayarsak bi dördüncüsü eklenecek yakında, ne kadar benimle yaşamasa da hakkımda şimdiden gereğinden fazla şey biliyor ama kaldıramaz diye korkuyorum yinede...

25 Ocak 2008 Cuma

bu hafta

Tatile girdik sanırım… insan öğrenci olmayınca tatilin manasını kavrayamıyo, hep bi tatil havası vardı zaten üstümde, gerçi ben tatillerde sıkılıyorum ama neyse…
Bu hafta çok sevdiğim bi arkadaşım bendeydi… ordan oraya dolaştırdım onu amaçsız amaçsız ama eğlendik, çanakkale’yi yedi güne yaymak zor oldu, en fazla üç günde her yerine girilir çıkılır… tabi tüm bunları yaparken dersane geçen yıl ki pozisyonuna düştü benim için, bu haftanın bendeki etkisini bugün olduğum sınavda görücem bakalım… hafta boyunca gözlerimden her daim uyku aktı, benim dersanede olduğum saatler içerisinde uyuyan arkadaşım için böyle bi durum söz konusu olmadı tabi…
yeni keşifler yaptık beraber, yeni tatlar denedik, eski günleri yad ettik, yeni hayatlarımızı anlattık… o iki odalı minik apartımızda yaptıklarımızı hatırlayıp, nasıl cesaret etmişiz dedik… yeni arkadaşlarımıza anlatamadığımız anılarımızı düşündük… bol bol fotoğraf çekildik… kordonda en az yirmi tur attık… yeni insanlarla tanıştık… “başka şehirlerde içmeye” içtik… öyle işte dolu dolu bir hafta geçirdik…
Sonra o bavulunu topladı… gittiğimiz yerlerden gizlice aldığımız hatıra eşyaları paylaştık… bilet… otobüs… feribot… veda… ve gitti… feribotun kalkmasını beklemedim, ben giderken annemlerin beklemesine sinir olurdum çünkü…
Bursa’da tekrar görüşmek üzere…

Annemlerin davranışları beni çok şaşırttı asıl, soğuk davranmalarını bekliyodum o videolar yüzünden… ama kopmamış olduğumuzu görünce sevinmiş bi havada davrandılar, sevindiler yani, beni de çok şaşırttılar… videoların şoku geçmiş sanırım… iyi olmuş…

1 Ocak 2008 Salı

bir tek ben kalmışım (29/12/06)

Biz bir zamanlar 5 kişilik bir gruptuk, hatta 6 olduk bi ara... Sonra nedensiz uzaklaştık birbirimizden... Kimimiz birbirini görmek bile istemez oldu... Öyle basit bi ilişki değildi bizimki, yüzeysel değildi, içtendi... Belki sevilmeyenlerin, yalnızlığı tatmış, olgunlaşmış, biraz da dışlanmış insanların birlikteliğiydi, sonunda birbirimizi bulmuştuk... Ne kadar ayrı dünyaların insanları olsakta, ne kadar başımıza buyruk olsakta, birlikte mutlu zamanlarımız olmuştu... Vedalaşırken dudaktan öperdik, karşılaştığımızda içten sarılırdık "seni çok özledim" diye... Etrafa aldırmadan gülüşür, şarkı söyler, bağırırdık... Koşardık yarışırcasına, sokaklarda sabahlardık...
Esin, "ne oldu size" diye sorduğun da bana, her şeyin farkındaydım, belki tekrar mutlu olamayacak kadar da yorgundum... Aramıza en son katılandı o. Songünlerde herkesin ayrı takıldığının o da farkındaydı... Evet, herkes yalnız geziyo sokaklarda, her birimiz ayrı bi yalnız, ayrı bi dertli, ayrı bi melankoliyiz... Her şeyi Öykü başlattı belkide gizlemeye bizi denemeye başlayarak, yaptığımız her şeye şüpheli gözlerle bakarak... Sonra birlikte olmak mutlu etmemeye başladı bizi soğuduk, telefonlar daha az çalmaya başladı... Soğumalar derin yaralar açtı her birimizde, birbirimizi anlayamaz olduk, konuşmaz olduk, bir mesajla sildik birbirimizi yada bi sözle, bazılarımız dayanamadı bu yaralara haykırdı, kimseyi dinlememesine...
Baktım ki bi tek ben kalmışım her biriyle konuşabilen kaçmayan... Gerçi ben de kimi zaman kaçıyorum... Biri benimle konuşmak istediğinde ne işim varsa bırakırım giderim yanında. Sadece beni bırakırsa aynı yerde bulamaz o kadar...
Asla tekrar biz olamayız, zaten olmamalıyız. Her şey başlar ve biter bizimki de bitti. Bi şeyi bitirmişsek tekrar başlamak anlamsızdır, çünkü bu tekrar içindekileri dökmeye yarar sadece, içinde kalan pislikleri...
Artık buluşmalarımız tesadüflerde sınırlı... Kiminle karşılaşırsam onunla gidiyorum... Kim çağırırsa ona gidiyorum...
Onlar hala benim arkadaşım, güvendiklerim sevdiklerim... mutlu günlerim...

31 Aralık 2007 Pazartesi

yargıla(ma)mak (20/10/06)

Vefasızlıkla yargılıyosun daha konuşmadan, sen geçen gece bana ne demiştin... Sana onu söyleyince suç oldu di mi... Sana yapılmasını istemediğin şeyi bana yaptığının bal gibi farkındaydın... Kendini bizde görüyosun farkında değilsin, bizi yargıladığın tüm özelliklerimiz sensin aslında, kendini başkalarında görmeye dayanamıyosun... Bazen sana böyle acı çektirmek hoşuma gidiyo biliyor musun, neden bilmiyorum....
Yargılamak, hani ben yokken beni yargılamayın demiştin "çok soğuktu" demek bile yargıydı senin için... Nedenini bilmiyormuşuz... Eee..ya sen ne yapmaya çalıştın bu akşam bana, onları vefasızlıkla yargılıyorsun bi de sana hak vermemi bekliyorsun... Haklı olsan bile veremem ki, çünkü bunu bana değil onlara söylemeliydin, kendi aranız da halletmeliydiniz sen öyle dememişmiydin...
İnsanın kendi sözlerinin, karşısındakinin silahı olması kötü... yada karşısında olduğunu sandıklarının...

 
08-Metro - [www.lailamp3.org]