sen... yüreğimi sızlatıyorsun...dün her zamankinden daha bir uzak gibi geldin... nedenini, seval'le geçirdiğin o güne bağladım, kıskandım ve bozuldum... düşündüm de ikimiz arasında karar vermeye çalışıyordun sanki... ve kararsızlık bitti sanırım... ama benden vazgeçmekte istemiyorsun en azından arkadaş olarak, ondandı burnuma dokundurduğun sevecen, neyin var anlamlı parmak dokunuşu...
güne güzel başlayacağıma söz vermiştim ama moral bozukluğumu gizleyemedi dudaklarım... erkenden eve gittim, izlemeyi bir aydır ertelediğim "Schindler'in Listesi" adlı filmin ilk cdsini koydum vcdye, üç cd, üç saat geçti, bitti...sonra düşündüm, gerçekten moral bozukluğumun sebebi bu mu yoksa bu hafta sonu çum'un istanbul'a şim'i ziyarete gidecek olmasından dolayı kendimi unutulmuş hissetmem ve onları kaybetme korkusu yaşamam mı, ki onlar beni gerçekten tanıyan ender insanlar... çum'a bir daha ki haftasonu ona iade-i ziyarete geleceğimi söylediğimde, armağan ve gizem'in de gelmek için o haftayı seçmelerini öğrenmem ve içimdeki kıskançlık damarının yüzüme vurmasının da biraz etkisi olabilir... gerçekten onların beni unutup sıradan bi arkadaş gibi hatırlamalarından çok korkuyorum, onları kaybettiğimi düşünmek bende garip duygulara neden oluyor... ama akşam onlara yaptığım çağrılara karşılık olarak beni aramaları, birden kendimi onların arasında istanbul'da ismini anlayamadığım cafenin masalarından birinde oturuyormuş gibi hissetmem, bu garip duygunun silikleşmesine yol açtı... özellikle şim'in "aldım haberlerini, insan önce bursa'ya mı gider istanbul varken" demesi, çok rahatlattı içimi...
gezgin, sadece kendimi iyi hissetmek için hazırladığım bir kılıf olduğunu söylemek istediğim ama o zaman ona haksızlık ettiğimi düşündüğüm, eksiklerimi dolduran bir his olsa gerek...
1 Mart 2008 Cumartesi
yüreğim sızlıyordu...
Gönderen
çii
zaman:
3/01/2008 01:57:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: gezgin, günce, karamel, koyu yeşil
27 Ocak 2008 Pazar
beni gerçekten tanıyan insanlar
içim bi buruk oldu... ama gerçekten öyle, bir de öykü vardı o da bir zamanlar mimiklerimden ne düşündüğümü anlayabiliyordu, çözmüştü beni...
beni nasıl tanıyorsun diye sormadım ama kafamı kurcalamadığını söyleyemem... liseye başladığım ilk yıl gece yarısı yatak sohbetlerinin en popüler sorusu "benim hakkımda ne düşünüyorsun" olduğundan ayrı bi gıcık olurum bu tip sorulara, aklıma bir şey gelmezdi ya da kırmim şimdi kızı deyip atardım bir şeyler, hem korkardım da hakkımda istemediğim şeyler söyleyecekler diye, o dönemde sessiz sakin bi kız olduğumdan insani ilişkilerim pek iyi değildi...
şimdi sorulan insanlara bağlı olarak değişik tariflerim olabileceğini söyleyebilirim... sessiz, sakin, dağınık, umursamaz, eğlenceli, soğuk kanlı, orjinal, silik, sıkıcı, çatlak, deli, ayyaş, çalışkan, vasat, konuşkan, gezenti, uslu, kararsız gibi sıfatlar farklı insanlarca yakıştırılabilir...
evet, galiba onlar beni gerçekten tanıyan ender insanlar, hatta bu sıfatların bazılarını kazanmamı sağlayanlar... beni tanıyorlar çünkü tüm bu sıfatları bende birleştirebiliyorlar... ve biliyorum ki ileride onlarsız yeni sıfatlar kazansam bile, onlar yinede beni tanıyan ender insanlardan olacaklar...
galiba insanların beni tanıyabilmesi için benimle yaşamaları gerekiyor, yoksa kendimi anlatma konusunda pek başarılı sayılmam... ve sanırım şu beni gerçekten tanıyan insanlara bir üçüncüsü, öykü'yü de sayarsak bi dördüncüsü eklenecek yakında, ne kadar benimle yaşamasa da hakkımda şimdiden gereğinden fazla şey biliyor ama kaldıramaz diye korkuyorum yinede...
Gönderen
çii
zaman:
1/27/2008 01:13:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: 9, arkadaşlık, karamel, koyu yeşil, yawru
7 Ocak 2008 Pazartesi
şiim (15/10/07)
Bir kız vardı… hayatıma arkadaşlığı sokmuştu, karanlık bir saatti ve yeni bir başlangıçtı… gözleri koyu yeşildi, gördükleri koyultmuş gibiydi… konuşmaya ihtiyacım var demişti, benden daha güçlüydü ve daha deneyimli…
Bir kurtarıcı gibi hissetmiştim kendimi, onu masadan kaldırırken… bir cadde boyunca yürümüştük, rahatlamıştı…
Herkesin sandığı gibi biri değildi, tanıdıkça şaşırtırdı karşısındakini… güveni, kıskançlığa yer vermezdi… ufak oyunlar oynardı… attığı yalanlar canını acıtırdı…
Karşısındakine değer veriyorsa, hissettirirdi… içindekini söylerdi, biriktirmeyi sevmezdi… arkadaşlık onun için yirmi dört saat sıkmayan bir kavramdı…
O hayatı dalgaya aldıkça, hayatta onu dalgaya alıyordu… istedikleri hiçbir zaman kendiliğinden gelmedi, hep uğraşması gerekti…
Bende kapatılmaz izler bıraktı… bir parçasını da ben aldım, götürdüm… bunları ona hiç söylemedim ama o bana söylerdi… yeşil gözlü, köfte dudaklı bir kız çocuğuydu… hayat ona çok az gülümsemişti…
Gönderen
çii
zaman:
1/07/2008 12:14:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: arkadaşlık, koyu yeşil
1 Ocak 2008 Salı
bir tek ben kalmışım (29/12/06)
Biz bir zamanlar 5 kişilik bir gruptuk, hatta 6 olduk bi ara... Sonra nedensiz uzaklaştık birbirimizden... Kimimiz birbirini görmek bile istemez oldu... Öyle basit bi ilişki değildi bizimki, yüzeysel değildi, içtendi... Belki sevilmeyenlerin, yalnızlığı tatmış, olgunlaşmış, biraz da dışlanmış insanların birlikteliğiydi, sonunda birbirimizi bulmuştuk... Ne kadar ayrı dünyaların insanları olsakta, ne kadar başımıza buyruk olsakta, birlikte mutlu zamanlarımız olmuştu... Vedalaşırken dudaktan öperdik, karşılaştığımızda içten sarılırdık "seni çok özledim" diye... Etrafa aldırmadan gülüşür, şarkı söyler, bağırırdık... Koşardık yarışırcasına, sokaklarda sabahlardık...
Esin, "ne oldu size" diye sorduğun da bana, her şeyin farkındaydım, belki tekrar mutlu olamayacak kadar da yorgundum... Aramıza en son katılandı o. Songünlerde herkesin ayrı takıldığının o da farkındaydı... Evet, herkes yalnız geziyo sokaklarda, her birimiz ayrı bi yalnız, ayrı bi dertli, ayrı bi melankoliyiz... Her şeyi Öykü başlattı belkide gizlemeye bizi denemeye başlayarak, yaptığımız her şeye şüpheli gözlerle bakarak... Sonra birlikte olmak mutlu etmemeye başladı bizi soğuduk, telefonlar daha az çalmaya başladı... Soğumalar derin yaralar açtı her birimizde, birbirimizi anlayamaz olduk, konuşmaz olduk, bir mesajla sildik birbirimizi yada bi sözle, bazılarımız dayanamadı bu yaralara haykırdı, kimseyi dinlememesine...
Baktım ki bi tek ben kalmışım her biriyle konuşabilen kaçmayan... Gerçi ben de kimi zaman kaçıyorum... Biri benimle konuşmak istediğinde ne işim varsa bırakırım giderim yanında. Sadece beni bırakırsa aynı yerde bulamaz o kadar...
Asla tekrar biz olamayız, zaten olmamalıyız. Her şey başlar ve biter bizimki de bitti. Bi şeyi bitirmişsek tekrar başlamak anlamsızdır, çünkü bu tekrar içindekileri dökmeye yarar sadece, içinde kalan pislikleri...
Artık buluşmalarımız tesadüflerde sınırlı... Kiminle karşılaşırsam onunla gidiyorum... Kim çağırırsa ona gidiyorum...
Onlar hala benim arkadaşım, güvendiklerim sevdiklerim... mutlu günlerim...
Gönderen
çii
zaman:
1/01/2008 02:51:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: 9, arkadaşlık, duman, eskimiş hatıralarım, kadeh, karamel, koyu yeşil
31 Aralık 2007 Pazartesi
yargıla(ma)mak (20/10/06)
Vefasızlıkla yargılıyosun daha konuşmadan, sen geçen gece bana ne demiştin... Sana onu söyleyince suç oldu di mi... Sana yapılmasını istemediğin şeyi bana yaptığının bal gibi farkındaydın... Kendini bizde görüyosun farkında değilsin, bizi yargıladığın tüm özelliklerimiz sensin aslında, kendini başkalarında görmeye dayanamıyosun... Bazen sana böyle acı çektirmek hoşuma gidiyo biliyor musun, neden bilmiyorum....
Yargılamak, hani ben yokken beni yargılamayın demiştin "çok soğuktu" demek bile yargıydı senin için... Nedenini bilmiyormuşuz... Eee..ya sen ne yapmaya çalıştın bu akşam bana, onları vefasızlıkla yargılıyorsun bi de sana hak vermemi bekliyorsun... Haklı olsan bile veremem ki, çünkü bunu bana değil onlara söylemeliydin, kendi aranız da halletmeliydiniz sen öyle dememişmiydin...
İnsanın kendi sözlerinin, karşısındakinin silahı olması kötü... yada karşısında olduğunu sandıklarının...
Gönderen
çii
zaman:
12/31/2007 05:27:00 ÖS
0
yorum
Etiketler: 9, eskimiş hatıralarım, karamel, koyu yeşil, yaşantı