9 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2008 Pazar

beni gerçekten tanıyan insanlar

"seni gerçekten tanıyan insanlar şim'le ben'iz" dedi...

içim bi buruk oldu... ama gerçekten öyle, bir de öykü vardı o da bir zamanlar mimiklerimden ne düşündüğümü anlayabiliyordu, çözmüştü beni...
beni nasıl tanıyorsun diye sormadım ama kafamı kurcalamadığını söyleyemem... liseye başladığım ilk yıl gece yarısı yatak sohbetlerinin en popüler sorusu "benim hakkımda ne düşünüyorsun" olduğundan ayrı bi gıcık olurum bu tip sorulara, aklıma bir şey gelmezdi ya da kırmim şimdi kızı deyip atardım bir şeyler, hem korkardım da hakkımda istemediğim şeyler söyleyecekler diye, o dönemde sessiz sakin bi kız olduğumdan insani ilişkilerim pek iyi değildi...
şimdi sorulan insanlara bağlı olarak değişik tariflerim olabileceğini söyleyebilirim... sessiz, sakin, dağınık, umursamaz, eğlenceli, soğuk kanlı, orjinal, silik, sıkıcı, çatlak, deli, ayyaş, çalışkan, vasat, konuşkan, gezenti, uslu, kararsız gibi sıfatlar farklı insanlarca yakıştırılabilir...
evet, galiba onlar beni gerçekten tanıyan ender insanlar, hatta bu sıfatların bazılarını kazanmamı sağlayanlar... beni tanıyorlar çünkü tüm bu sıfatları bende birleştirebiliyorlar... ve biliyorum ki ileride onlarsız yeni sıfatlar kazansam bile, onlar yinede beni tanıyan ender insanlardan olacaklar...
galiba insanların beni tanıyabilmesi için benimle yaşamaları gerekiyor, yoksa kendimi anlatma konusunda pek başarılı sayılmam... ve sanırım şu beni gerçekten tanıyan insanlara bir üçüncüsü, öykü'yü de sayarsak bi dördüncüsü eklenecek yakında, ne kadar benimle yaşamasa da hakkımda şimdiden gereğinden fazla şey biliyor ama kaldıramaz diye korkuyorum yinede...

15 Ocak 2008 Salı

çekingenlik

Bugün mp3 çalarımı geri almak için philips bayisine giderken, çekingen olmanın nedenini buldum kendimce… çok dağınık bi düşünce sistemim var sanırım, heralde ben ondan dikkat eksikliği yaşıyorum…
Bazı insanların çekingen olmasının nedeni “neyi nasıl yapacaklarını bilememeleriydi” bence… “ne diycem ki”, “nasıl sorayım”, “ya böyle böyle derse o zaman ne diycem” gibi sorular üşüşür hemen kafalarına ve bu yüzden vazgeçerler eylemden… tabi işin altında birazda güven yatıyo onu es geçemeyiz…
Hatırlıyorum da bende eskiden baya çekingendim… “nasıl sorcam” deyip vazgeçerdim, nasıl olsa sorardı biri benim yerime… ama sonradan öğrendim her şeyi, insan topluluklarına daha yakın oldukça… çekingenlerin bir sorunu da budur aslında insanlarla sağlam ilişkiler kuramazlar, kurmaya başladıklarında da benim gibi bu sıfata layık olmamaya başlarlar… biraz da “bana ne onun benim hakkımdaki düşüncesinden” fikrine sıcak bakmak gerekir aslında…
Bir de şey olur… “bi peçete istesene garsondan” dersin, hık-mık eder… sonra sen bi galeyana gelip, cesaretini vurgulaya vurgulaya istersin peçeteyi… hıh! Bunda çekinecek ne var edasında… zamanında hık-mık edende oldum cesaretini vurgulayanda ama hık-mık edenin yerinde olmak çok kötüydü, kendimi acayip ezik hissetmiştim…
Bir arkadaşımla akçay’daydık… kimseyi tanımıyorduk, nereye gideceğimizi de bilmiyorduk, bu işe bi el koymak lazımdı… bizde orada tanıdığımız tek insan olan, geçen gün dövmelerimizi yaptırdığımız dövmeci abimize nereye gidebileceğimiz konusunda danışmaya karar verdik… geldik önüne “hadi git sor” dedi bana, “eee, ne dicektim ki” adamla daha dün tanışmışız gerçi çok sıcak davranmıştı bize ama… tam giricem vazgeçiyorum, öyle salak salak gidip geliyorum işte, abide fark etti bi görünüp bi kaybolmamdan girişte bir şeyler döndüğünü… sonunda öykü daha fazla dayanamadı, bi şeyi soramadın edasıyla havalı havalı girdi içeri… abiyle çıktılar dışarı, “neden gelmedin ki” dedi bana, gülümsedim hınzır çocuklar gibi… bizi bi yere götürdü, gitti sonra… ama kendimi çok kötü hissetmiştim gerçekten, neden soramadım ki, şimdi olsa sorarım mesela, ne ki altı üstü “biz burada bir yer bilmiyoruz da, tanıdığımız tek kişide sensin sana soralım dedik, bizim gidebileceğimiz bir yer var mı burada” ne uzun oldu ya, ama şimdi olsa böyle derdim yine de…

7 Ocak 2008 Pazartesi

tökezledim... (11/12/07)

Büyüdüm… daha kolay söyler oldum içimdekileri… her söylediğim şey biraz daha büyütürken beni, her söyleyemediğim şeyde tökezledim…
Öyle çok şey öğretmiştin ki bana farkında olmadan, biraz da istemeden… çünkü bende kendinden fazlasını görürdün zaman zaman, hissederdim…

Şimdi görünce ismini öylece arkadaş sıfatı içinde, duraksadım… sızladı yine kalbim geçmişin anılarından… hakkındaki depresif anılarım silinmekte olduğundan, özlüyorum zaman zaman seni… unutmamışsın beni, silmemişsin hayatından… hala arkadaşın olarak yaşıyormuşum, bunu ne sen söyledin bana, ne ben sorabildim… öyle çok söylemediğim, söyleyemediğim, sormadığın, yanlış anladığın şey olmuştu ki aramızda…
Umursamaz, sessiz bi terk edişe/terk edilişe bırakmıştım kendimi… soramamıştım, beklediğin üç kelimelik soruyu…
“neden benimle konuşmuyorsun?”
ama korkuyordum… senin, yeni düzene soktuğum hayatımı darmadağın edeceğini biliyordum… böyle bi etkin vardı üzerimde… ama seni kaybetmekte korkutuyordu beni…
sonraları senin de beni kaybetmekten korktuğunu öğrenmiştim, ama çok ilerlemişti her şey neyi duyduğunu bilmiyordum ama, yüzüme bile bakmıyordun, oturduğum banka bile gelmiyordun…
bitirmiştin beni, bitirdiğini sanmıştım… belki de bitirmişsindir, içimdeki sızı boş bir umuttur sadece…

büdü'mün anısına (09/09/07)

00.13

bugün büdü'mün doğum günü... şimdi konuşmuyor olsakta hayatımda önemli bir yeri vardı... yıllarca onu gözlerimle izlediğimi hatırlıyorum... ama biz herkesin onu yalnız bıraktığı bir zamanda yakınlaşmıştık... onu sokaklarda hıçkıra hıçkıra ağlarken okula götürmüştüm, saat erken olmasına rağmen hava karanlıktı, onun belini sıkıca kavramıştım zaten zor yürüyordu, ara sokaklarda tüm cesaretimle onu sürüklüyordum... o bu kadar zayıfken ben güçlü olmalıydım...ama zaman bizi bıktırdı birbirimizden... dershane, okul, sıra, yatak, tatil tüm bir yıl 24 saati paylaşmak... o benden uzaklaştıkça ben daha da uzaklaştım... aramızda sadece derin suskunluklar kaldı, bir de anlatılmayan anılar...sonra hakkımda neler duydu bilmiyorum ama, benden kaçmaya başladın... oturduğum banka oturmadın, yürüdüğüm yolda yürümedin...
"belki bi "neden konuşmuyosun" sorusunda kaybettik arkadaşlığımızı ama ben seni hiç unutmıycam... bir gün bana ihtiyacın olursa gel burdayım... DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN BÜDÜ'M -edi-"
cevap yazmadı...

1 Ocak 2008 Salı

13'ler senin olsun (16/02/07)

Sana yaslandığımda demiştin ya kızlar yaslandıklarında arkasındakini düşünmüyor diye, öyleymiş. Arkadaki olduğumda anladım...
O yaslandı ve ben kıpırdamadım, rahat olmadığım halde söylemedim. Onu bana yaslayan güvendi çünkü. Seni hatırladım, bugünlerde pek çok şeyde hatırlıyorum seni... Sana yaslandığımda söylediklerini, sadece gülümsememi ve daha fazla yaslanmamı karşılık olarak. Hatırlanası ilk ve son anımız belki...
Sana güvenmemi sağlayan nedeni bilmiyorum... Belki kardeşimle yaptığın konuşmadır yalnız kalmak için...
Peki senin bana duyduğun neydi ki... Neydi aklına getiren beni... Keşke emin olabilseydim tüm çağrılarının 13 lerde olduğuna...
Peki bizim yaptığımız neydi... Küçük bir kaçamaktı istediğimiz, yaptık... Ne de olsa aslandık biz ben 9, sen 10 ne kadar unutmuş olsakta... Böyle tamamlamamış mıydım sözünü...
- Yaz aşk...
- ...ları kısadır.
Kısaydı ama bitti mi... Ben ayrılık konuşması olmadan bitirmeyi beceremiyorum galiba... Sen de 13 lerde...
Hikayemiz 13 te bitti. Bir ilk, bir sondu 13... Ondandır 13 lerde aklına düşüşüm, orda kaldık biz...
13 leri sana bırakıyorum be sevgili, ben 14 te bana yaslanan kadınlaydım...

edi & büdü olmak (12/01/07)

Gecenin bir yarısı biri bana mesaj attı, saat 2-3 arası... Çok yakın ama çok uzak birinden...

"Seni çok seviyorum 5 şehir ve 3 koca yılı birlikte gezdiğim koreli kadın! Hadi gel edi... Büdü özledi. Öptüm."

Her şey düzelecek sanmıştım, olmadı...

bir tek ben kalmışım (29/12/06)

Biz bir zamanlar 5 kişilik bir gruptuk, hatta 6 olduk bi ara... Sonra nedensiz uzaklaştık birbirimizden... Kimimiz birbirini görmek bile istemez oldu... Öyle basit bi ilişki değildi bizimki, yüzeysel değildi, içtendi... Belki sevilmeyenlerin, yalnızlığı tatmış, olgunlaşmış, biraz da dışlanmış insanların birlikteliğiydi, sonunda birbirimizi bulmuştuk... Ne kadar ayrı dünyaların insanları olsakta, ne kadar başımıza buyruk olsakta, birlikte mutlu zamanlarımız olmuştu... Vedalaşırken dudaktan öperdik, karşılaştığımızda içten sarılırdık "seni çok özledim" diye... Etrafa aldırmadan gülüşür, şarkı söyler, bağırırdık... Koşardık yarışırcasına, sokaklarda sabahlardık...
Esin, "ne oldu size" diye sorduğun da bana, her şeyin farkındaydım, belki tekrar mutlu olamayacak kadar da yorgundum... Aramıza en son katılandı o. Songünlerde herkesin ayrı takıldığının o da farkındaydı... Evet, herkes yalnız geziyo sokaklarda, her birimiz ayrı bi yalnız, ayrı bi dertli, ayrı bi melankoliyiz... Her şeyi Öykü başlattı belkide gizlemeye bizi denemeye başlayarak, yaptığımız her şeye şüpheli gözlerle bakarak... Sonra birlikte olmak mutlu etmemeye başladı bizi soğuduk, telefonlar daha az çalmaya başladı... Soğumalar derin yaralar açtı her birimizde, birbirimizi anlayamaz olduk, konuşmaz olduk, bir mesajla sildik birbirimizi yada bi sözle, bazılarımız dayanamadı bu yaralara haykırdı, kimseyi dinlememesine...
Baktım ki bi tek ben kalmışım her biriyle konuşabilen kaçmayan... Gerçi ben de kimi zaman kaçıyorum... Biri benimle konuşmak istediğinde ne işim varsa bırakırım giderim yanında. Sadece beni bırakırsa aynı yerde bulamaz o kadar...
Asla tekrar biz olamayız, zaten olmamalıyız. Her şey başlar ve biter bizimki de bitti. Bi şeyi bitirmişsek tekrar başlamak anlamsızdır, çünkü bu tekrar içindekileri dökmeye yarar sadece, içinde kalan pislikleri...
Artık buluşmalarımız tesadüflerde sınırlı... Kiminle karşılaşırsam onunla gidiyorum... Kim çağırırsa ona gidiyorum...
Onlar hala benim arkadaşım, güvendiklerim sevdiklerim... mutlu günlerim...

31 Aralık 2007 Pazartesi

yakın arkadaş olmak (04/12/06)

Dün akşam bi arkadaşım önüme bi kağıt getirdi. Üstünde "Neden yazıyorsun?" yazıyordu. Anket tarzı bi şey, sınıftaki herkes cevaplıyor işte...
İsteksizliğimi belirten hareketler yaptım, hiç içimden gelmiyordu onla uğraşmak... Bilmiyorum belkide yapan kişi benim için baya değerini yitirmişti... Bunun üstüne:
- Herkes yazdı senin sınıftakilerden ne farkın var?, gibi bir cevap aldım. Açıkçası saçma bi cevaptı, altında benim yazmak istemememe (ne kadar çok me oldu ama böyle yazılması gerekiyo) bozulması vardı bence... Bende tepkisizce:
-Uğraştırma beni şimdi be, dedim. Kırıcı hiç bir tonlama yoktu hatta beni affet der gibi bir ses tonuyla söyledim. Ve o:
-Sen benim en yakın arkadaşımsın ve uğraştırma beni diyosun.
Serin bir rüzgar eser aradan, sonra o gider ben kulaklıklarımı takıp müzik dinlemeye devam ederim... Vay be onun en yakın arkadaşı olmuşum, bir zamanlar ne çok isterdim, sürekli izlerdim onu gözüm takılırdı... Şimdi gözümün içine girecek kafamı çeviriyorum... Galiba o gözümde değersizleştikçe, ondaki değerim arttı... Yada onu elde etmiş, ona bu kadar yakın olmaktır, ilgisizliğimin nedeni... Benden bir şey istediği zaman "hayır" demezdim bir zamanlar, sonra bu "hayır" diyememeler batmaya başladı, şimdi benden bir şey isterken çekindiğini bile hissediyorum zaman zaman...
"Neden yazıyorsun?" sorusunu nasıl cevaplardım acaba çünkü kimse bilmez benim yazdığımı, yazıyorum demek ağır geliyo çünkü bana... Yok ederim çoğunu, bir kısmıda işte burda yok olmak üzere bekliyor... Ben içimi boşaltmak için yazıyorum, içimdekileri dışarıda görmek hoşuma gidiyor, bunları başkalarının bilmesi de hoşuma gidiyor ama beni yargılayamayacak insanların bilmesi... Yani tanımayanların o yüzden kimse bilmiyor burayı bir bakıma sığnağım burası benim...
Bir gün bu sayfayı o arkadaşım bulacak yada belki ben söylerim, hayatımda önemli bi yeri var, benden uzak anılarımda...

yargıla(ma)mak (20/10/06)

Vefasızlıkla yargılıyosun daha konuşmadan, sen geçen gece bana ne demiştin... Sana onu söyleyince suç oldu di mi... Sana yapılmasını istemediğin şeyi bana yaptığının bal gibi farkındaydın... Kendini bizde görüyosun farkında değilsin, bizi yargıladığın tüm özelliklerimiz sensin aslında, kendini başkalarında görmeye dayanamıyosun... Bazen sana böyle acı çektirmek hoşuma gidiyo biliyor musun, neden bilmiyorum....
Yargılamak, hani ben yokken beni yargılamayın demiştin "çok soğuktu" demek bile yargıydı senin için... Nedenini bilmiyormuşuz... Eee..ya sen ne yapmaya çalıştın bu akşam bana, onları vefasızlıkla yargılıyorsun bi de sana hak vermemi bekliyorsun... Haklı olsan bile veremem ki, çünkü bunu bana değil onlara söylemeliydin, kendi aranız da halletmeliydiniz sen öyle dememişmiydin...
İnsanın kendi sözlerinin, karşısındakinin silahı olması kötü... yada karşısında olduğunu sandıklarının...

değerini yitiriyorsun (19/10/06)

Bir zamanlar ben galiba aşığım bu kıza derdim, hayranlığımdan... Şimdi etrafındaki en yakın insanım ona belkide... Ona hayrandım ama hiçbir zaman o olmaya çalışmadım, ona yakınlaştıkça bendeki değerinden bir şeyler kaybetti sürekli, halada kaybetmekte, ama o ne kadar düşerse düşsün hayatımın önemli bi parçasında vardı ve ben ona tamamen sırtımı dönemem, ki dönmek istesem bile ortak paylaşılmışlıklar tutar kolumdan...
Bazen benim onu geçebileceğimi düşünüp uzaklaştığını beni itmeye çalıştığını hissesediyorum, ama kendine ortak bulamayınca yine yanında ben oluyorum... O çok konuşur, zaten en önemli özelliğidir etkili konuşması ama benim için değerini kaybetmeside bunun yüzünden başladı... Ortak anılarımızı anlatış tarzından... Abartılı anlatıyo, eksik yerleri kendi kafasında kuruyor ve kendini ön plana çıkarıyor... İşte o zaman dedim ki ondanmış ona hayranlığım boşmuş yani...
Şimdi anlattığı şeylerin kendini haklı çıkarmak için olup olmadığını düşünüyorum çoğu zaman, inanasım gelmiyor çünkü, ona olan güvenimi yitirdim...

ona ne dedin (21/07/06)

Seni sordu bana. Onunla konuşmuşsun, oysa ben bi laf arasında söyleyivermek istiyordum... O beni unutmaz demişsin, unutasım geldi inanki ama unutmak istemem haklısın... Ben gelirsem gelecekmişsin... Hıhh..sevgilisiyle aynı şeyi ısmarlayan kızla dalga geçmemişmiydik seninle... Noldu sende mi oyun oynuyordun kendince yoksa... Belkide karşılıklı oynuyorduk, belkide ilk falsoyu ben verdim farketmeden... Sen şimdi istanbul'da ben burda, peki tekrar karşılaştığımızda nolucak... Belki sevgilimle kolkola gezerken karşılaşıcaz ya da gözlerim başkasını ararken... Bana dostça yaklaşabilecek misin?... Hayır..sanmıyorum...yapamazsın...daha o kadar büyümedin....

 
08-Metro - [www.lailamp3.org]