dershane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dershane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2008 Salı

hazırım ben...

tatil moduna girdim iyice... gerçi okula falan gittiğim de yoktu... haftanın dört günü dershaneye gidiyordum işte...

test kitaplarımı, kitaplığımın en alt rafına koydum... kardeşim falan kullanır, ona buna veririm, çoğu boş zaten... oysa bu yıl çok çalışıp elimdeki tüm kitapları bitirecektim sözde...

şaka maka geçti koca yıl ama bir daha çekemem bu çileyi; hatta gel seni yarın sınava sokalım, deseler, girerim valla... acayip ilerleme kaydettim yalnız bu bir yıl içinde, nerde geçen yıl ki puanım, nerde bu yıl aldığım puanlar... çok abartı da çalışmadım aslında ama geçen yıl hiç çalışmamıştım ki, ayda bir ya kazanamazsam psikolojisine girip masa başına oturuyordum o kadar, derslerin %50sinde de akşamdan kalmaydım zaten...

hatırlıyorum da babama "öss'ye seneye tekrar girmek istediğimi söylemekte" çok zorlanmıştım... kolay değil; yatakhanede çalışamıyorum, burda ne manyaklarla uğraşıyorum bilmiyosunuz, her hafta biri sinir krizi geçiriyor, çok gürültü oluyor diye diye sırf çalışabilmek için(!) babamı eve çıkabilmem için zar zor ikna etmiştim... arada bir laf sokuyor "geçen yılki gibi olmasın" gibisinden ama o kadarına da katlanayım artık...

şimdi baktım eğer tercih yapsaymışım... dokuz eylül iö sınıf öğretmenliğini küsüratla kaçırıp (eee ek puan az buz değil), şu an büyük ihtimalle uludağ iö sınıf öğrtmenliğinde okuyor olacaktım... aslında öğretmen olmak istemiyorum ama olurum gerekirse...

ama bu yıl çok farklı, geç kalmalarımı saymazsak çok az devamsızlık yapmışımdır, toplasam yirmi saati geçmez, geç kalmada ilk ona girerim o ayrı... her sabah nöbetçi öğretmenle yaptığımız gelenekselleşmiş konuşma:
- günaydıın!!
- günaydın, kütüphanede görüşürüz...
- görüşürüz, diyerekten ben merdivenleri çıkarım...
dersime girmiyo ama ismimi biliyor... ee koca yıl...

bu yıl da hiç bireysel ders almadım... yapamıyorum öyle özel ders gibi... kalabalık olacak biraz, alışmışım yatakhanede on kişiyle birlikte çalışmaya, evde bile tek başıma çalışamıyorum, garipsiyorum...

neyse nasıl yaptım bilmiyorum ama geçende hedeflediğim puanı yakaladım denemelerden birinde, ondan bu rahatlığım, toparlanmam falan...


baya da yazdım yalnız, iyi oldu ama... rahatladım...

28 Mayıs 2008 Çarşamba

deniz-çiiu-yazar

denize gitti bugün bizimkiler... gelmem için çok ısrar ettiler ama gitmedim, hiç deniz-kumsal havamda değildim... kimisi surat yaptı, kimisi mahzun mahzun baktı; ama çok kararlıydım gitmemekte hiç aldırış etmedim, nasıl bi' isteksizlikse artık yoksa normalde çok kolay ikna edilirim...

...

sınav çıkışı geçen yıl ki ev arkadaşımın mesajını gördüm... olur olmaz tarihleri aklında tutabilen bi' kızdır...
"o evde özgürlüğün tadına varan iki genç kız bir yıl önce bugün kendilerine çok güzel bir andaç edinirler............ 'çiiu' 28 mayıs 2007."
geçen yıl bu zamanlarda edirnedeydim, hatta üniversite şenliklerinin ilk günüydü... konser alanını dolaşıyorduk, kolyelere falan bakarken... hadi biz de bi' tane yaptıralım dedik...
mor-yeşil mum iplerinin ucundaki yassı siyah taşın bir tarafına "ÇİİU" yazdırdık... öyle seslenirdik birbirimize... diğer tarafına da tarihle şehri, seneye orada olamayacağımızı bilerek...

...

cezmi ersöz vardı bugün dershanenin konferans salonunda... ilginç bi' dershane bizimki ya, kimin nerde ne bağlantısı var belli olmuyor, okul gibi...
daha önce üç kitabını okumuştum onun... hiç durmadan konuştu, anılarını falan anlattı, hissettirmeden yeni kitabının reklamını yaptı; %60ının kendisini tanımadığı topluluğa kendisini sevdirmeyi başardı... hani olur ya, kitaplarını çok seversin de konuşunca hayal kırıklığına uğrarsın, öyle biri değil... içten, sıcak, karamsar olduğunu düşünen, ne kadar utangaç olduğunu söylese de açık sözlü biri...
kabataş erkek lisesinde okmuş, birincilikle bitirmiş, bitirirken tek amacı o tımarhaneden kurtulmakmış... küçükken önündeki kızın ensesini ısırma isteği duyarmış... üniversite de hiç sevgilisi olmamış, devrim ha geldi ha gelecek derken... sonunda yazmadan yapamayan bir yazar olup çıkmış işte...

22 Mayıs 2008 Perşembe

haylaz ufaklık

yaramaz çocuklar gibiymişim...

evet, haklı aslında... içimdeki haylaz ufaklık fazla ön planda bu aralar, ona buna sataşıp duruyor...
ama o çocuk da olmasa nasıl eğlenicem ki...

16 Mayıs 2008 Cuma

gün...

annem, "kalkmıycak mısın saat sekiz buçuk oldu", dedi... ani bi' kalkış yaptım yataktan, sınav olmasa geç kalmak umrumda olmazdı, zaten geç kalmadığım günler sayılı... sonra baktım saate saat sekizi on geçiyor, kandırmış beni, hiç bozuntuya vermedim...
zordu sınav, genelde sınav çıkışlarındaki "nasıldı" sorularını "iyiydi ya" diye geçiştirirdim ama bu sefer gerçekten zordu... ya da ben bu aralar gerçekten boşladım, fazla gezip tozuyorum, bildiğim şeyleri unutmuşum, hele bir soru çok kafamı bozdu...
bu akşam da şenlikleri var üniversitenin, giderdim aslında da kampüste yapmıyorlarmış, şimdi otobüse bin git oralara, bir de paralıymış... yine de belli olmaz giderim belki...
yarın için konser biletim var, grup yorum... annemleri ne diye uyutsam acaba, aslında kalcak bir yer ayarlasaydık iyi olurdu... 19 mayıs için de bir sürü plan yaptım... bu akşam çalışayım bari biraz, bir ay kaldı şunun şurasında...
yemekten sonra kayalıklara gittik, içtik biraz... hava sıcaktı, omuzlarım yandı... sonra oyun oynadık, yenildim, hep yeniliyorum bu aralar zaten, bırak bir de çok güvenirim böyle şans oyunlarında kendime...
dağıldık sonra... yarın çıkarsak ararım dedi cazgır... söylemedim başka planlarım olduğunu... açıklama yapmak istemedi canım diğerlerine, akşama söylerim ona...
arasam mı kuzeni acaba, bir bira ısmarlarsam gelir benle... zaten geçenlerde geldi "hadi gel konsere gidelim diye" konsere yarım saat kala... hende yener'in bir de, gitmedim, onu da vazgeçirdim gitmekten...

11 Ocak 2008 Cuma

napıyorum şimdilerde?

Haftanın dört günü dershaneye gidiyorum, hafta sonları çok sıkılıyorum… çoğu pazar gökçe, burcu ve gökçe’nin sevgilisi aynı zamanda benim çocukluk arkadaşım olan serhat’la buluşuyorum, artık bu buluşmalardan da sıkılmaya başladım… haftada neredeyse beş film izliyorum, evde canım çok sıkılıyo çünkü… tekrar kitap okumaya başladım…
Dershanede uğur adında bir çocuğun yanında oturuyorum, kardeşimle yaşıt, sınıfta ilk onunla tanışmıştım, öğretmenlerin sinirlerini bozacak kadar garip sorular sorma potansiyeline sahip…sınıfta üç tane uğur var… genelde sessiz bir sınıf bazen çok sıkıcı oluyor… en fazla geometri dersinde sıkılıyorum, öğretmeniyle kişisel sorunlarım var… sınıfın gruplara ayrılmış olduğunu söyleyebilirim ama hiçbirinin diğerlerine bi kastı yok… hoşlandığım çocuk önümde oturuyor, sanırım beni arkadaş olarak görüyor…zaten ben de onu ne olarak gördüğümü tam anlamdırabilmiş değilim… sınıftakilerin hepsiyle bir iki kelime etmişliğim vardır…
Öğlenleri yemeğe gökçe, burcu, özge, pınar, ben olmak üzere beş kişi çıkıyoruz… sadece burcu’yla aynı sınıftayım… her gün nereye gideceğimize karar vermek için on dakikamızı harcıyoruz… aslında her birimiz çok farklı kişiliklere ve görüşlere sahibiz, neden birlikteyiz benimde bir fikrim yok… ama onlarla serhat-gökçe bağlantısıyla tanıştım ve hayatlarında olmamdan çok memnunlar, bense yuvadan uçtu uçacak bir kuş edasındayım…
Sonra bir de edirne’den liseden bir arkadaşım var sık sık görüştüğüm… bizim eve iki dakika uzaklıkta bir yurtta kalıyor, türkçe öğretmenliği okuyor burada, pek memnun değil… Osmanlıca dersinde sorunlar yaşıyor…
Bana “çalışıyor musun” diye soruyorlar… “çalışıyorum işte görmüyor musun” diyorum… biri onları çalışmadan başardığıma inandırmış… sordum “niye böyle düşünüyosunuz” diye, tipim göstermiyomuş… “ben zekama güveniyorum” felsefesini geçen yıl denemiştim işe yaramamıştı… “ege aşığı” diyolar artık bana “ne olursa olsun gidicem o üniversiteye” dediğim için…
Gerçekten gidicem…

 
08-Metro - [www.lailamp3.org]