kurmaca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kurmaca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2008 Pazartesi

uyuduğu güne uyandı

uyuduğu güne uyandı... mor halkalar vardı gözlerinde... yüzünü yıkarken acıdı gözleri...
o mor halkalara, tutkundu biri zamanında... o yanındayken hep mordu gözleri, uykusuzluktan...

kahve makinasının "sade kahve" düğmesine basardı sabahları, akşama kadar belirginleşirdi morluklar, kapamayamazdı gözlerini... sevmezdi güneşe ihanet etmeyi...
kim bilir belki o gece de uyumazdı... sevmezdi hayatı kaçırmayı... anı yaşamak isterdi de yine de çekiştirirdi bir eliyle geleceğin paçasını...

27 Mart 2008 Perşembe

rövanş

iki kız etrafa bakınarak, nereye gideceklerini bilen adımlarla ilerler taş avluda... ve kapıdan içeri girerler, sanki hergün oraya geliyorlarmışçasına otururlar en köşedeki masaya... kızların tanıdık insan arayan bakışlarını ilgiyle izler garsonlar... pek fazla insan yoktur barda... kızlar iki bira
söyler...
sonra kızlardan birinin gözü barmenle konuşan adama takılır... yanındaki kıza:
- cadıyı hatırlıyor musun bak hala burda
- evet vay be hala o işletiyo heralde, yaşlanmış
- bana bi rövanş sözü vardı...
kız kalkar, adamın yanına gider:
- benimle tavla oynar mısınız?
- tabii...
barmenin alt taraftan çıkarttığı tavlayı alıp masaya ilerler... zar sesleri müziğin sesinin ezemeyecek kadar zayıftır... adam:
- daha önce oynamış mıydık...
- evet, 7 ya da 8 yıl önce... siz hatırlamazsınız belki, o zamanlar lisedeydik biz... bir gece saat dörde kadar tavla oynamıştık, dört-dörtte bırakmıştık oyunu, personeliniz sabırsızlanmaya başlamıştı, rövanşı sonraya bırakmıştık...
- hımm...
- o gece baya kalabalıktık zaten sadece biz vardık... garip bi alet çalan bir arkadaşımız vardı, onu tanıyodunuz siz, ismini hatırlamıyorum...
- sanırım hatırladım... bu oyun rövanş yani...
oyun biter... iki kız "görüşürüz" sözcüğüyle çıkarlar kapıdan... taş avludan sokağa çıkıp, başka bir yarım kalmışlığa yürüler...

7 Ocak 2008 Pazartesi

belki 10 yıl sonra (21/08/07)

geldim sonunda... etrafıma bakıp gülümsüyorum, hiç değişmemiş diyorum, sırtımda çantam minibüslere doğru yürürken... aynı işte her şey aynı, hala yolcuların elinden bavullarını kapmaya çalışıyo muavinler...
camında A yazan minibüse biniyorum... otogardan çıkıyoruz... gözlerim ışıl ışıl camdan bakıyorum, geçmişi arıyorum... olabildiğince hızlıyız, rakip firmayla yarışıyoruz, eskisi gibi... baca'dan geçiyoruz, sonra yeşim'lerin evin önünden... ben yılmaz parkı göremeden üst yola sapıyoruz... evimi görüyorum "zübeyde hanım" diyesim geliyor, bilerek susuyorum, yürümek istiyorum biraz... "net internet" tabelasını görünce gülümsüyorum, hala duruyo diyorum içimden... üniversiteyi süzüyorum camdan... üniverstenin alt tarafındaki durakta iniyorum...
yürüyorum artık... eskiden koşturur gibi yürüdüğüm yolda yavaş yavaş, sindire sindire yürüyorum, sanki ilk defa geliyomuşum gibi kocaman açmışım küçük gözlerimi... trakya üniversitesi... burda girmiştim öss'ye... yolun karşı tarafına geçiyorum cafelerin önünden yürümek için... palmiye... adres... dinlenti... hızlanıyorum, bir an önce evime gitmek istiyorum artık... zübeyde hanım parkının yan tarafından geçiyorum, artık eskisi gibi demirden diil kaydırakları, değişmiş... dut ağacının yanından geçiyorum... evim gözlerimin önünde... apartmanın önüne geliyorum "atmaca apartmanı" yazıyo hala kırmızı boyayla duvarda ama biraz pembeleşmiş... içeri giriyorum, hala kimse posta kutularını önemsemiyo anlaşılan bir sürü zarf var... merdivenleri çıkıyorum, müzik sesleri geliyo, sevmediklerimden... ve işte 10 numara, önce biraz bekliyorum kapıda... her şeye rağmen zili çalıyorum, hala aynı çalıyo...
19 - 20 yaşlarında bi genç açıyo kapıyı... suratıma "sen kimsin" ifadesiyle bakıyo bi süre...
-şey.. eda burda mı?
-öle biri oturmuyo burda, heralde benden önceki...
-hımm... peki bi sigara alabilirmiyim?

1 Ocak 2008 Salı

r'leri söyleyemen prensime (19/06/07)

Dün gece kapı çaldı. gelen o ve arkadaşlarıydı. son geldiğinden daha erken bir saatti, habersiz... kararsızlığıma kapıdan içeri girerek karşılık verdi. balkona geçtik... altı kişiydik... ev arkadaşım uyumaya gitti... diğerlerinin nereye gittiğini bilmiyorum ama balkonda yalnızdık... çocuksu bir hareketle elimi tuttu. ona baktım sevimliydi, tüm gece beni izlemişti. sanki kenetlenmişti gözleri bana...
dışarı çıkalım, dedim... tamam, dedi... sessizce çıktık evden daha güneş doğmamıştı... sarılarak yürüdük sokaklarda, boş ve ıssız... sevgiliymişiz gibi...
her ona baktığımda bana bakıyordu... hiç konuşmuyorduk... gözlerimizin dili varmış gibi davranıyorduk...
benden istediği neydi hiç sormadım, yanımda olması hoşuma gidiyordu. ama niye yanımdaydı bilmiyorum, bilmek istemiyorum...
kaldırıma oturdum, o da yanıma... ona yaslandım, güvenle... yaslanmak güvendir benim sözlüğümde... başımı omzuna koydum, kapadım gözlerimi... oturduk... saatler geçti... gecenin sakladığı bizler açıkta kaldık...
gitmem gerek, dedi... ayağa kalktım... yanaklarına dokunup bir öpücük kondurdum dudaklarına... ve dedim ki:
- seni sevebilirdim...
ve gittim...

hayat çok adaletsiz değil mi?? (26/06/07)

Hayat çok adaletsiz değil mi? senin tüm geçmişin, geleceğin, şimdin yıkılmışken üstüne... hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor...
Gözlerinde buğu yürürken dışlanmışlığa... biraz önce karşısında konuşurken titrediğin kız, duruyor... Durmuyor, yürüyor şakalaşarak, gülerek... gözlerinde hüzünlü ama gülen bir hayat...
Dünya adaletsiz değil mi? sen üstündekileri kaldırıp atamazken, farketmiyorlar, görüyor ama ilgilenmiyorlar, belki... kimse yok artık yanında... daha dün ayrılamam dediklerin terketmiş seni... hemde öyle böyle değil... bir daha dönmemecesine çekmişler ellerini... bitmiş arkadaşlık, senin leken yüzünden...
Minibüse binerken dönüyorsun arkana belki lekelediğin arkadaşlıklardan birini görmek için... ama beni görüyorsun, iki saat önce önünde konuşurken titrediğin kızı... senin kederini göremiyorsun yüzümde, hayalkırıklığı... girerken sanki bir gözyaşı akıyor gözünden çizgi filmler misali... ben hüzünleniyorum... neye inanacağımı bilmeden...
Üzülüyorum senin için, ne kadar sevmesemde...

31 Aralık 2007 Pazartesi

biri... (16/09/06)

Bir kız uyuyor. Tanımadığı bi insanın, bilmediği evinin, daha önce hiç oturmadığı koltuğunda kıvrılmış yatıyor... Gözleri kapalı ama zihni açık... Biri kıza bakıyor, kız uyurken izliyor onu. Uyanması için ismini söylüyor kıza, zaten isminden başka bir şey bilmiyor kız hakkında... Kız her şeyin farkında birinin onu izlediğininde, isminin söylendiğinin de ama uyanmıyor, uyanmamalı... Uğraşmak istemiyor yeni biriyle, kaçıyor uykunun aldırmazlığına sokularak... Biri kızı izlemeye devam ediyor hala, diğer koltuğa uzanmış elini tutuyor, uyansın istiyor mu, istemiyor mu kararsız... Kızın kapalı gözlerine bakıyor, dudaklarına, boynuna... Biri boşlukta hissediyor kendini, bağlanmak için birini arıyor, bunun için kızı seçti seçecek... Kız uyanmıyor bunu bildiğinden, gözleri kapalı birinin onu izlediğinin farkında... Sonra insanlar geliyor eve, kızın bildiği insanlar, birinin ilk kez gördüğü... Konuşuyorlar, biri kızı soruyor sürekli, kız dinliyor uykunun gölgesinde... Biri kızın uykusunun duymazlığına sığınarak kim olduğunu öğrenmeye çalışıyor... Oysa kız her şeyin farkında, uyanmak için doğru zaman olmadığını biliyor şimdinin... Sonunda biri ben en iyisi vazgeçeyim kızdan diyor, olmayacak belli... Vazgeçiyor böylece. Kız uyanıyor, hiçbir şey bilmiyormuş gibi, yüzünde hiçbir şeyin farkında değilim maskesi takılı... Biri başka bi odaya gidiyor. Kız birine bakmıyor bile...
Kızın biri hakkında hiçbir izlenimi yok, sokakta görse tanımaz...

 
08-Metro - [www.lailamp3.org]